imkânsız bir hurafe kabul edilmiş olur. Aynı şekilde, eğer her şey Kadir-i Mutlak’a verilmezse, bir tek Allah’a karşılık, belki kâinattaki zerreler sayısınca ilahı kabul etmek gibi, yüz derece akıl dışılığı mümkün görüp divanelik hezeyanına düşülür.
Sözün Özü: O Ezelî Güneş’in birliğinin nuruna ve varlığının vücûbiyetine her bir zerreden üç pencere açılır.
Birinci Pencere: Her bir zerre, bir asker gibi hareket eder. Nasıl ki, bir askerin her dairede, yani takımda, bölükte, taburda, alayda, tümende, orduda bir bağı, o bağa göre bir vazifesi ve o vazifeye göre düzen çerçevesinde bir hareket programı vardır. Aynen öyle de, gözbebeğindeki cansız bir zerreciğin dahi senin gözünle, başınla, vücudunla, kan dolaşımını sağlayan atar ve toplardamarlarınla; çekmeitme kuvvetlerine, meydana getirici kuvvete, maddeye şekil verme gücüne, his ve hareketlerine hizmet eden diğer sinirlerle ve hatta bütün insan türüyle birer bağı ve onlarla alâkalı birer vazifesi bulunur. O zerre, açıkça, bir Kadir-i Ezelî’nin sanat eseri, vazifeli memuru ve O’nun idaresi altında olduğunu, kör olmayan göze gösterir.
İkinci Pencere: Havadaki her bir zerre, her bir çiçeği, her bir meyveyi ziyaret edebilir. Her çiçeğe, meyveye girip işleyebilir. Eğer her şeyi gören ve bilen bir Kadîr-i Mutlak’ın itaatkâr memuru olmazsa, o başıboş zerrenin, bütün meyvelerin ve çiçeklerin donanımını, yapılışını, ayrı ayrı sanatlarını, onlara giydirilen suretlerin terziliğini ve geniş, mükemmel sanatındaki ibrişimleri bilmesi gerekir. İşte şu zerre, güneş gibi, bir tevhid nurunun parıltısını gösteriyor. Işığı havaya, suyu toprağa kıyasla…
Zaten eşyanın asıl kaynağı dört maddedir: Hidrojen, oksijen, karbon ve azot. Bu dört unsur diğer şeyleri meydana getirir.
Üçüncü Pencere: Dünyadaki her türlü çiçeğin ve meyveli bitkinin tohumcukları, tıpkı hayvanların spermleri gibi, ayrı ayrı şeyler değil, aynıdır. Spermler bir sudan olduğu gibi, o tohumlar da karbon, azot, hidrojen ve oksijenden oluşur; mahiyetçe birbirinin benzeri, fakat özünde birbirinden farklıdır. Yalnız her tohuma kader kalemiyle, sırf manevî olarak kendi programı yazılmıştır. İşte o tohumları sırayla, her çiçekli ve meyveli bitkinin büyüyüp boy atmasına saksılık yapabilecek bir kâse toprağa koysak, her birinin harika donanımıyla, şekil ve