misali, Muhyiddin-i Arabî gibi zâtlarla münasebet kurmak ve onların makamına gidip âlemlerine bir derece yaklaşmakla ruhaniyetlerinden mânen istifade etmektir. Ayetler buna işarette bulunur ve bu işaret içinde bir teşviki hissettirir. Bu çeşit gizli sanat ve ilimlerin en ileri sınırını çizer ve en güzel suretini gösterir.
• Hem mesela, Hazreti Davud’un (aleyhisselam) mucizelerine dair
إِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ وَالْإِشْرَاقِ
عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ
يَا جِبَالُ أَوِّبِي مَعَهُ وَالطَّيْرَ وَأَلَنَّا لَهُ الْحَدِيدَ
ayetleri şuna işaret ediyor: Cenâb-ı Hak, tesbihatına öyle bir kuvvet, yüksek bir ses ve hoş bir edâ vermişti ki, dağları kendinden geçirircesine coşturup muazzam birer fonograf ve birer insan gibi, bir baş zâkirin etrafında, ufka yayılan bir halka olarak tesbihat yapar hale getirirdi. Acaba bu mümkün müdür, hakikat midir?
Evet, hakikattir. Mağarası olan her dağ insanla, hem de papağan gibi, insanın diliyle konuşabilir. Çünkü sesin yankısı vasıtasıyla sen dağın önünde “Elhamdülillah” desen, dağ da aynen senin gibi “Elhamdülillah” der. Madem Cenâb-ı Hak bu kabiliyeti dağlara ihsan etmiştir. Elbette, o kabiliyet geliştirilebilir ve o çekirdek sümbüllenir.
İşte Cenâb-ı Hak, Hazreti Davud’a (aleyhisselam) müstesna bir surette, peygamberlikle beraber yeryüzünün halifeliğini de verdiğinden, Hazreti Davud o geniş peygamberlik vazifesine ve muazzam saltanata lâyık bir mucize olarak o kabiliyetin çekirdeğini öyle geliştirmişti ki, çok büyük dağlar birer asker, birer talebe, birer mürid gibi kendisine uyup onun diliyle, onun emriyle Hâlık-ı Zülcelâl’i tesbih ediyordu. Hazreti
Dipnotlar
- “Biz sabah akşam kendisiyle zikir ve ibadet etmeleri için dağları Davud’un hizmetine boyun eğdirmiştik.” (Sâd sûresi, 38/18)
- “(Süleyman Davud’a varis oldu ve) ‘Ey insanlar, bize kuşların dili öğretildi.’ (dedi).” (Neml sûresi, 27/16)
- “(Biz Davud’a tarafımızdan bir imtiyaz verdik ve:) ‘Ey dağlar! Ey kuşlar! Onunla beraber tesbih edin, şevke gelip Allah’ın yüceliğini terennüm edin.’ dedik. Ayrıca ona demiri yumuşattık (demiri şekillendirme kudretini verdik).” (Sebe sûresi, 34/10)
- Gramofon.