İçeriğe geç
Sözler

şöyle bir mânâyı bildiriyor: Ey İsrailoğulları! Musa’nın (aleyhisselam) bir tek mucizesi karşısında koca taşlar yumuşayıp parçalandığı, korkusundan veya sevincinden ağlayarak sel gibi yaş akıttığı halde, onun (aleyhisselam) bütün mucizeleri karşısında inat edip ağlamamanız, gözünüzün kupkuru olması, kalbinizin yumuşamaması hangi insafa sığar?

• Üçüncü fıkrada diyor ki: وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ

Bu beyan ile Hazreti Musa’nın (aleyhisselam) Sinâ Dağı’ndaki yakarışı sırasında meydana gelen celâl tecellilerinin heybetinden koca dağın parçalanıp dağıldığı ve o Allah korkusundan taşların etrafa yuvarlandığı meşhur vakayı hatırlatarak şöyle bir mânâyı ders veriyor: Ey Musa kavmi! Nasıl Allah’tan korkmuyorsunuz! Halbuki taşlardan ibaret olan dağlar bile O’nun korkusundan ezilip dağılıyor. O Zât’ın sizden söz almak için üstünüzde Sinâ Dağı’nı tuttuğunu ve “taleb-i rüyet” hadisesinde dağın parçalandığını bilip gördüğünüz halde, ne cesaretle O’nun korkusundan titremiyor, kalbiniz taş gibi katı bir halde duruyorsunuz!

• Birinci fıkrada ise diyor ki: وَإِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْأَنْهَارُ

Bu beyanla, kaynağı dağlarda olan mübarek Nil, Dicle ve Fırat gibi ırmakları hatırlatarak taşların yaratılış kanunlarına ne kadar harika ve mucizevî bir şekilde mazhar olduğunu ve itaat ettiğini anlatıyor. Uyanık kalblere şu mânâyı bildiriyor: Böyle büyük ırmakların hakiki kaynağının şu dağlar olması elbette mümkün değildir. Çünkü farz edelim o dağlar tamamen su kesilse ve mahruti birer havuz olsalar bile, o büyük nehirlerin süratli, devamlı ve coşkun akışlarına dengeyi kaybetmeden ancak birkaç ay dayanabilirler. Ve toprağa çoğunlukla bir metre kadar nüfuz eden yağmur, bunun için yeterli olamaz. Demek ki, şu nehirlerin kaynaklarından çıkmaları, basit, tabii ve tesadüfî bir iş değildir. Fâtır-ı Zülcelâl, onları pek harika bir şekilde sırf gayb hazinesinden gönderir.

307