Bu tarafta da deva bulamadım. Sonra kafamı kaldırıp ömür ağacımın başına baktım. Gördüm ki, o ağacın tek meyvesi benim cenazemdir; ağacın üstünde duruyor, bana bakıyor.
Haşiye: İman, o ağacın meyvesinin bir cenaze olmadığını, aksine, ebedî hayata mazhar olan ve ebedî saadete hazırlanan ruhumun, yıldızlarda gezmek için eskimiş yuvasından çıktığını gösterir.
دَرْ قَدَمْ: اٰبِ خَاكـِ خِلْقَتِ مَنْ وَخَاكِسْتَرِ عِظَامِ مَنَسْت
O yöne bakınca da ümitsizliğe düşüp başımı aşağı eğdim. Baktım ki: Aşağıda, ayağımın altında, kemiklerimin toprağı ile yaratılışımın başlangıcındaki toprak birbirine karışmış. Bu da bana derman olmadı, derdime dert kattı.
Haşiye: İman, o toprağın rahmet kapısı ve cennet salonunun perdesi olduğunu gösterir.
چُونْ دَرْ پَسْ مِي نِگَرَمْ، بِينَمْ: اِينْ دُنْيَاءِ بِي بُنْيَادْ هِيچْ دَرْ هِيچَسْتْ
Gözümü oradan da çevirip arkama baktım. Gördüm ki, esassız, fâni bir dünya, hiçlik derelerinde ve yokluk karanlığında yuvarlanıp gidiyor. Derdime merhem olmadı, aksine, korku ve dehşet zehri ilave etti.
Haşiye: İman, o karanlıkta yuvarlanan dünyanın; vazifesi bitmiş, mânâsını ifade etmiş, geride neticelerini bırakmış, Samed Yaratıcının bir mektubu ve ilahî nakışların sayfaları olduğunu gösterir.
وَدَرْ پِـيشْ: اَنْدَازَۀِ نَظَرْ مِيكُنَمْ، دَرِ قَبْرْ گُشَادَه اَسْت
وَرَاهِ اَبَدْ بَدُورُو دِرَازْ پَدِيدَارَسْت
Oradan da hayır bulamadığım için önüme, ileriye baktım. Gördüm ki, kabir kapısı yolun sonunda açık duruyor, onun arkasında ebediyete giden bir cadde uzaktan uzağa göze çarpıyor.
Haşiye: İman, o kabir kapısının, nur âleminin kapısı ve o yolun da, ebedî saadete giden yol olduğunu gösterdiğinden, dertlerime hem derman hem merhem olur.
مَرَا جُزْ جُزْءِ اِخْتِيَارِي چِيزِي نِيسْت دَرْ دَسْت
İşte şu altı yönde dostluk hissi ve teselli değil, dehşet ve korku bulduğum halde, elimde cüzî, sınırlı bir iradeden başka bir şey yoktur ki, ona dayanıp o dehşet ve korkuya karşılık vereyim.