İçeriğe geç
Sözler

Ey insan! Aklını başına al. Hiç mümkün müdür ki, bütün varlıkları sana yöneltip yardım ellerini uzattıran, senin ihtiyaçlarına “Lebbeyk!” dedirten Zât-ı Zülcelâl seni bilmesin, tanımasın, görmesin? Madem O seni biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor. Sen de O’nu bil, hürmetle bildiğini bildir ve katiyen anla ki, bu koca kâinatı senin gibi mutlak zayıf, aciz, fakir, fâni ve küçük bir varlığın emrine vermek ve varlıkları yardımına göndermek, elbette hikmet, inayet, ilim ve kudreti de içeren bir rahmet hakikatidir. Böyle bir rahmet, senden küllî ve hâlis bir şükür, ciddi ve saf bir hürmet ister. İşte o hâlis şükrün, saf hürmetin tercümanı ve unvanı olan بِسْــــــمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ’i dilinden düşürme. Onu rahmete kavuşmaya vesile ve Rahman’ın dergâhında şefaatçi yap.

Evet, rahmetin varlığı ve gerçekleşmesi, güneş kadar aşikârdır. Nasıl ki, merkezdeki bir nakış, farklı yönlerden uzanan atkı ve iplerin düzeninden ve desenlerinden meydana gelir. Aynen öyle de, bu kâinatın büyük dairesinde bin bir ilahî ismin cilvesinden uzanan nuranî atkılar, kâinatın simasında öyle bir rahmet damgası içinde bir Rahîmiyet ve şefkat nakşını dokuyor ve öyle bir inayet mührünü işliyor ki, akıl sahiplerine kendini güneşten daha parlak bir şekilde gösteriyor.

Evet, güneşi ve ayı, yeryüzündeki unsurları ve madenleri, bitki ve hayvanları büyük bir nakşın atkı ipleri gibi bin bir isminin tecellileriyle tanzim eden ve hayata hizmetkâr kılan, bitki ve hayvanlar âlemindeki bütün annelerin yavrularına gayet şirin ve fedakârca şefkatleriyle şefkatini gösteren, canlıları insanın emrine veren, böylece ilahî rubûbiyetin gayet güzel, şirin, büyük bir nakşını ve insanın kıymetini gösteren ve parlak rahmetini ortaya koyan Rahman-ı Zülcemâl, elbette kendi mutlak istiğnasıyla, yani hiçbir şeye muhtaç olmamasıyla beraber rahmetini, mutlak ihtiyaç içindeki canlılara ve insana makbul bir şefaatçi yapmıştır. Ey insan! Eğer insan isen بِسْــــــمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ de, o şefaatçiyi bul.

Evet, yeryüzünde dört yüz bin farklı bitki ve hayvan türünü, hiçbirini unutmadan, şaşırmadan, vakti vaktine, kusursuz bir intizam, hikmet ve inayetle idare eden, yeryüzünün simasına ehadiyet mührünü

25