güzelliğini bildirmek istiyor. Siz de onu görmek ve alâkasını kazanmak için şevkinizi gösteriniz. Hem gördüğünüz bütün şu sanatlı eserlerin ve nakışların üstüne birer hususi damga, birer mühür, birer taklit edilmez imza koymakla, her şeyin kendisine ait olduğunu, kendi elinden çıktığını, zâtının tekliğini, benzersizliğini, hiçbir şeye bağlı bulunmadığını size göstermek istiyor. Siz de onu tek, bir, eşsiz, benzersiz, emsalsiz tanıyınız, kabul ediniz.” O yaver-i ekrem, seyircilere daha bunun gibi, kendisine ve o makama yakışan sözler söylemiş. Sonra saraya giren ahali iki kısma ayrılmış:
Birinci kısım, kendini bilen, aklı başında ve kalbi bozulmamış kişiler olduklarından o sarayın içindeki hayret verici şeylere baktıkları zaman, “Bunda büyük bir iş var.” demişler. Anlamışlar ki, bunlar boşuna hazırlanmış, basit birer oyuncak değil... O yüzden merak etmişler; “Acaba tılsımı nedir, içinde ne var?” diye düşünürken, birden o yol gösterici üstadın nutkunu işitmişler. Görmüşler ki, bütün sırların anahtarları ondadır. Kendisine doğru giderek şöyle demişler: “Selam sana ey üstad! Gerçekten böyle muhteşem bir saraya, senin gibi doğru sözlü ve sarayın inceliklerini bilen bir tarif edici lâzımdır. Efendimiz sana ne bildirmişse lütfen bize bildir.” Üstad daha önce bahsi geçen nutku onlara okumuş. Onlar da güzelce dinlemiş, iyice kabul edip ondan tam faydalanarak padişahın rızası dairesinde hareket etmişler. Bu edepli davranışları ve vaziyetleri hoşuna gittiğinden, padişah onları has, yüksek ve tarifi imkânsız bir başka saraya davet etmiş, kendilerine ihsanda bulunmuş. Öyle cömert bir sultana yakışır, öyle itaatkâr bir ahaliye lâyık, öyle edepli misafirlere ve öyle yüksek bir saraya yaraşır şekilde ikramlar sunmuş; onlara daimî saadet vermiş.
İkinci kısım ise akılları bozulmuş, kalbleri sönmüş kişiler olduklarından, saraya girdikleri vakit nefislerine yenilmiş, lezzetli yiyeceklerden başka hiçbir şeyle ilgilenmemişler. Bütün o güzelliklere gözlerini kapamış, o üstadın irşadına ve talebelerinin ikazlarına kulak tıkamış, hayvan gibi yiyerek uykuya dalmışlar. İçilmesi yasak fakat bazı şeyler için hazırlanmış olan iksirlerden içmişler. Sarhoş olup bağırmış, ortalığı karıştırmış, seyirci misafirleri çok rahatsız etmişler. Sarayın şanı yüce sanatkârının, sahibinin kanunlarına karşı edepsizlikte bulunmuşlar. O zâtın askerleri de onları tutup öyle edepsizlere yaraşır bir hapse atmış.