İçeriğe geç

Zât olacaktır. Bir zerreyi Mevlevi gibi döndüren kim ise varlıkları birbirinin peşi sıra hareket ettirip güneşi de gezegenleriyle gezdirenin aynı Zât olması gerekir. Çünkü kanun bir zincirdir, fiiller ona bağlıdır.

Demek, nasıl ki her bir eser, bütün eserleri sahibine verir ve her bir yaratma fiili, bütün fiilleri failine mal eder. Aynen öyle de, kâinatta tecelli eden her bir isim, bütün isimleri kendi sahibine isnat edip bunların o Zât’a ait unvanlar olduğunu ispatlar. Çünkü kâinatta tecelli eden isimler, kesişen daireler ve ışıktaki yedi renk gibi birbirinin içine giriyor, birbirine yardım ediyor, birbirinin eserini tamamlıyor, süslüyor. Mesela Muhyî ismi bir şeyde tecelli ettiği ve bir varlığa hayat verdiği dakikada Hakîm ismi de tecelli ediyor, o canlının yuvası olan vücudunu hikmetle düzenliyor. Aynı halde Kerîm ismi de tecelli ediyor, o varlığın yuvasını süslüyor. Aynı anda Rahîm isminin de tecellisi görünüyor, o canlının vücudunun ihtiyaçlarını şefkatle hazırlıyor. Aynı zamanda Rezzak isminin tecellisi beliriyor, canlının yaşaması için lâzım olan maddi ve manevî rızkını ona ummadığı tarzda veriyor ve bunun gibi... Demek “Muhyî” kimin ismi ise kâinattaki her şeyi kuşatan nurlu “Hakîm” ismi de, bütün varlıkları şefkatle terbiye eden “Rahîm” ismi de O’nundur… Bütün canlıları keremiyle besleyen “Rezzak” ismi de O’na aittir, O’nun unvanıdır ve bunun gibi...

Demek, her isim, her fiil ve her eser Cenâb-ı Hakk’ın birliğine ve tekliğine öyle birer delildir ki, hepsi kâinatın sayfalarında ve asırların satırlarında yazılan, “varlıklar” dediğimiz bütün kelimelerin, kendi kâtibinin kaleminden çıkmış nakışlar olduğunu gösterir. Onlar, Allah’ın birliğinin birer mührü, birer ehadiyet damgasıdır.

اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى مَنْ قَالَ: أَفْضَلُ مَا قُلْتُ أَنَا وَالنَّبِيُّونَ مِنْ قَبْلِي لٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ، وَعَلٰى اٰلِه۪ وَصَحْبِه۪ وَسَلِّمْ

Beşinci Mesele

428