İçeriğe geç

üstündeki tuzlu ve bitişik denizlere.. ve Nil, Dicle, Fırat gibi büyük ırmaklar denilen küçük tatlı denizlerle onların karıştığı büyük tuzlu denizlere kadar mânâlar var. Bunların hepsi murat ve maksat olabilir, bunlar ayetin hakiki ve mecazî mânâlarıdır. İşte aynı şekilde اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ ayeti de pek çok hakikati içerir. Varlığın aslını keşf yoluyla gören ve eşyanın içyüzünü bilen zâtlar, keşiflerine göre o hakikatleri ayrı ayrı bildirirler.

Ben de şöyle anlıyorum ki: Göklerde binlerce âlem var. Bir kısım yıldızların her biri bir âlem olabilir. Yerde her varlık cinsi birer âlemdir. Hatta her insan da küçük bir âlemdir. رَبُّ الْعَالَمِينَ ifadesi ise “Her âlem doğrudan doğruya Cenâb-ı Hakk’ın rubûbiyetiyle idare ve terbiye edilir, çekip çevrilir.” demektir.

Üçüncüsü: Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) şöyle buyurmuş:

إِذَا أَرَادَ اللّٰهُ عَزَّ وَجَلَّ بِعَبْدٍ خَيْرًا جَعَلَ فِيهِ ثَلَاثَ خِصَالٍ: فَقَّهَهُ فِي الدِّي نِ وَزَهَّدَهُ فِي الدُّنْيَا وَبَصَّرَهُ عُيُوبَهُ

Kur’an-ı Hakîm’de de Hazreti Yusuf’un (aleyhisselam) şöyle dediği beyan ediliyor:

وَمٓا أُبَرِّئُ نَفْسِيۚ إِنَّ النَّفْسَ لَأَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ

Evet, nefsini beğenen ve ona güvenen, bedbahttır. Nefsinin ayıbını gören, bahtiyardır. Öyleyse sen bahtiyarsın. Bazen nefs-i emmare ya nefs-i levvâmeye ya da nefs-i mutmainneye döner, fakat silahlarını ve vazifesini vücuttaki sinirlere devreder. Sinir ve damarlar ise o vazifeyi

422