Dördüncüsü: Hem Kur’an insan sözü farz edildiğinde; insanlık âleminin semâsında yıldızlar gibi parlayan asfiyaya, sıddıklara ve kutub zâtlara, apaçık görüldüğü üzere, rehberlik eden… Sürekli hakkı ve hakkaniyeti, doğruluğu ve sadakati, güven ve emaneti bütün kemâl ehline öğreten… İman esaslarının hakikatleri ve İslam esaslarının düsturlarıyla iki cihan saadetini sağlayan... Bu icraatının şahitliğiyle, ister istemez hâlis hak, saf hakikat, gayet doğru ve pek ciddi olması gereken bir kitabı, kendi vasıflarının, tesirinin ve nurlarının zıddıyla vasıflanmış kabul edip -hâşâ, hâşâ- ona bir sunîlik ve iftiralar mecmuası gözüyle bakmak gerekir. Bu, sofistleri ve şeytanları bile utandıracak, titretecek çirkin bir küfür hezeyanıdır. Bununla beraber, ortaya koyduğu dinin ve İslam kanunlarının şahitliğiyle, hayatı müddetince gösterdiği –ittifakla haber verilen- fevkalâde takvasının, hâlis ve saf kulluğunun işaretiyle, -yine ittifakla- kendisinde görülen güzel ahlâkın gereği olarak ve yetiştirdiği bütün hakikat ehlinin ve kemâl vasıflarına sahip zâtların tasdikiyle; en inançlı, en sağlam, en emin, en doğru sözlü zâtı -hâşâ, sümme hâşâ, yüz bin kere hâşâ- inançsız, en güvenilmez, Allah’tan korkmaz, yalandan çekinmez bir insan farz edip muhallerin en çirkin ve nefrete lâyık şeklini ve dalâletin en zulümlü, karanlık tarzını işlemek gerekir.
Kısacası: On Dokuzuncu Mektup’un On Sekizinci İşareti’nde dendiği gibi, nasıl ki duyduğunu idrak eden “kulaklı” avam tabaka Kur’an’ın mucizeliği hakkında kendi anlayışınca şöyle demiştir: “Kur’an, dinlediğim ve dünyada mevcut kitapların hiçbirine benzemiyor, onların derecesinde değil.” Öyleyse Kur’an ya hepsinin altında ya da bütün kitapların üstünde bir dereceye sahiptir. Birinci şık, akıl dışı olmakla beraber, hiçbir düşman, hatta şeytan bile bunu söyleyemez ve kabul etmez. Öyleyse Kur’an, bütün kitapların üstündedir ve mucizedir.
Aynı şekilde biz de usûl ve mantık ilimlerinde “sebr ve taksim” denilen kesin bir delille deriz ki: Ey şeytan ve onun takipçileri! Kur’an ya Arş-ı Âzam’dan, ism-i âzamdan gelmiş bir Allah kelâmıdır ya da – hâşâ, sümme hâşâ, yüz bin kere hâşâ- yerde, Allah’tan korkmaz, Allah’ı
Dipnotlar
- Asfiya: Safiyet, takva ve kemâl sahibi, peygamber varisi zâtlar.
- Mantıkta ihtimalleri teker teker ayıklayarak doğru neticeye ulaşma şeklindeki bir ispatlama yöntemi.
- Bkz. el-Cüveynî, el-Burhân, 2/534, 535; er-Râzî, el-Mahsûl, 5/299.