görmemiş; daima ciddiyet, samimiyet ve ihlâs bulmuş olmaları lâzım gelir. Bu ise yüz derece akıl dışıdır, imkânsızdır. Bu, aynı zamanda, bütün halleri, sözleri ve hareketleriyle hayatı boyunca emaneti, imanı, emniyeti, ihlâsı, ciddiyeti, istikameti gösteren, ders veren ve sıddıkları yetiştiren, en yüksek, en parlak, en yüce meziyetlere sahip kabul edilen bir zâtı; en güvenilmez, en ihlâssız ve inançsız insan farz etmekle katmerli bir imkânsızlığı mümkün görmek gibi şeytanı bile utandıracak bir küfür hezeyanıdır.
Çünkü bu meselenin ortası yoktur. Farz-ı muhal olarak, Allah kelâmı kabul edilmezse Kur’an Arş’tan yere düşer gibi alçalır, ortada kalmaz. Hakikatler kaynağı iken hurafeler yuvası olur. Ve o harika fermanı gösteren zâtın –hâşâ, sümme hâşâ– eğer Allah’ın resûlü olmadığı farz edilirse, yüceler yücesi mertebeden aşağıların en aşağısına, kemalâtın kaynağı derecesinden hileler madeni makamına düşmesi gerekir; ortada kalamaz. Zira Allah namına iftira eden ve yalan söyleyen, en aşağı dereceye düşer. Bir sineği, daimî olarak tavus kuşu gibi görmek ve onda her vakit tavusun güzel vasıflarını seyretmek ne kadar akıl dışı ise şu mesele de öyle imkânsızdır. Ancak yaradılıştan akılsız, sarhoş bir divane olmalı ki, buna ihtimal versin.
Dördüncüsü: İnsanlığın en büyük ve muhteşem ordusu ümmet-i Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselam) mukaddes bir kumandanı olan Kur’an, açıkça görülen kuvvetli kanunları, esaslı düsturları ve tesirli emirleriyle o pek büyük orduyu, iki cihanı fethedecek derecede bir intizam ve emniyet altına almış, maddî-manevî donatmıştır. Bütün fertlerinin derecelerine göre akıllarına ders vermiş, kalblerini terbiye etmiş, ruhlarını itaat altına alıp vicdanlarını temizlemiş, uzuv ve kabiliyetlerini nasıl değerlendirmeleri gerektiğini gösterip onları istihdam etmiştir. Böyle olduğu halde, Kur’an’ı insan sözü farz etmek –hâşâ, yüz bin defa hâşâ– onu kuvvetsiz, kıymetsiz, asılsız bir düzmece sayıp yüz derece muhali kabul etmek demektir. Bununla beraber, hayatı boyunca ciddi hareketleriyle Hakk’ın kanunlarını insanlığa ders veren… Samimi amelleriyle hakikat düsturlarını öğreten… Hâlis ve makul sözleriyle istikametin ve saadetin usûllerini gösteren, tesis eden… Bütün hayatının şahitliğiyle Allah’ın azabından çok korkan ve O’nu