İçeriğe geç

yolundakilere ders verir. Öyleyse hitabının, insanoğlunun konuşması ve üslûbu tarzında olması zaruri ve şarttır. Çünkü cinler ve insanlar münâcâtını ondan alır, duasını ondan öğrenir, meselelerini onun lisanıyla söyler, birlikte yaşayıp iyi geçinmenin âdâbını onda görür ve bunun gibi... Herkes ona müracaat eder.

Öyleyse Kur’an-ı Kerîm, eğer Hazreti Musa’nın (aleyhisselam) Tûr Dağı’nda işittiği Allah kelâmı tarzında olsaydı, insan bunu dinlemeye, işitmeye tahammül edemez ve onu merci yapamazdı. Hazreti Musa (aleyhisselam) gibi bir ulü’l azm bile ancak birkaç sözü işitmeye tahammül edebilmiştir. Musa Aleyhisselam: أَهٰكَذَا كَلَامُكَ؟ demiş, Allah Teâlâ cevap olarak şöyle buyurmuş:لِي قُوَّةُ جَمِيعِ الْأَلْسِنَةِ

Şeytan yine döndü, dedi ki:

“Pek çok kimse Kur’an’ın meseleleri gibi çeşitli hususları din adına söylüyor. Şu halde, bir insanın din adına böyle bir şey yapması mümkün değil mi?”

Cevap olarak –Kur’an’ın nuruyla– dedim ki:

“Öncelikle: Dindar bir adam, dine muhabbetinden dolayı, ‘Hak ve hakikat budur. Allah’ın emri böyledir.’ der. Yoksa Allah’ı kendi keyfince konuşturamaz. Haddini sınırsızca aşıp –hâşâ– Allah’ın taklidini yaparcasına O’nun yerine konuşamaz. فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ كَذَبَ عَلَى اللّٰهِ ayetindeki kaideden titrer.

İkincisi: Bir insanın kendi başına böyle yapması ve başarılı olması hiçbir şekilde mümkün değildir, yüz derece akıl dışıdır. Çünkü ancak birbirine yakın zâtlar birbirini taklit edebilir. Aynı cinsten olanlar birbirinin suretine girebilir; mertebece yakın olanlar birbirinin makamındaymış gibi davranabilir. İnsanları geçici olarak kandırabilir, fakat sürekli aldatamazlar. Çünkü dikkatli kimselerin gözünde, hal ve tavırlarındaki sunîlik ve zorakilik, sahtekârlıklarını er geç gösterir, hileleri

402