Bitkiler, “Niçin hayvan olmadım?” deyip şikâyet edemez. Belki var olmakla beraber hayata kavuştukları için vazifeleri şükürdür.
Hayvanlar da, “Niçin insan olmadım?” diye şikâyet edemez. Hayat ve varlık ile beraber kıymetli bir ruh cevheri kendilerine verildiği için onların vazifesi teşekkürdür. Ve bunun gibi, başka misalleri de kıyasla...
Ey şikâyet eden insan! Sen yokluk âleminde kalmadın, varlık nimetini giydin, hayatı tattın, cansız durmadın, hayvan olmadın, İslamiyet nimetini buldun, dalâlette kalmadın, sağlık ve selamet nimetini gördün vesaire...
Ey nankör! Nereden hak buluyorsun ki, Cenâb-ı Hakk’ın sana verdiği, nimetin ta kendisi olan varlık mertebelerine şükretmeyerek –imkânat türünden, mevcut olmayan, eline geçmeyen ve lâyık olmadığın– yüksek nimetler sana verilmediği için boş bir hırsla Cenâb-ı Hak’tan şikâyet ediyor ve nankörlük yapıyorsun?
Bir adam bir minarenin başına çıkar gibi yüksek bir mertebeye çıksın, büyük bir makam bulsun, her basamakta büyük bir nimet görsün de o nimetleri verene şükretmesin ve “Niçin daha yükseğe çıkamadım?” diye şikâyet ederek ağlayıp sızlasın… Acaba böyle bir adam ne kadar haksızlık, nankörlük ve ne kadar büyük divanelik eder; divaneler bile anlar…
Ey kanaatsiz, hırslı, iktisatsız, müsrif, haksız ve şikâyet eden gafil insan! Kesinlikle bil ki, kanaat kârlı bir teşekkür, hırs ise zararlı bir nankörlüktür. İktisat, yani tutumlu olmak nimete güzel ve menfaatli bir hürmettir. İsraf ise nimeti çirkin ve zararlı bir şekilde hafife almaktır. Aklın varsa kanaate alış ve Allah’ın rızasını kazanmaya çalış. Tahammül edemezsen “Ya Sabûr” de, sabır iste, hakkına razı ol, şikâyet etme! Kimden kime şikâyet ettiğini bil, sus! İlla şikâyet etmek istersen nefsini Cenâb-ı Hakk’a şikâyet et, çünkü kusur ondadır.
İkinci Remiz
On Sekizinci Mektup’un son meselesinin sonunda denildiği gibi, Hâlık-ı Zülcelâl’in hayret verici, müthiş bir rubûbiyet faaliyetiyle varlıkları sürekli değiştirip yenilemesinin hikmetlerinden biri şudur:
Nasıl ki varlıklarda faaliyet ve hareket bir iştahtan, arzudan,