gibi, rubûbiyetinin icraatında da yardımcıya, ortağa muhtaç değildir. O’nun emri ve iradesi, kudreti ve kuvveti olmazsa hiçbir şey başka bir şeye müdahale edemez. Herkes doğrudan doğruya O’na müracaat edebilir. Ortağı ve yardımcısı olmadığından, O’na müracaat eden insana, “Huzuruna giremezsin, yasak!” denilmez. İşte şu kelime, insan ruhuna şöyle bir müjde veriyor:
İmanı elde eden insan ruhu engelsiz, müdahalesiz, perdesiz, mânisiz; her halinde, her arzusunda, her an, her yerde ezel ve ebedin, rahmet hazinelerinin ve saadet definelerinin sahibi Cemîl-i Zülcelâl’in, Kadîr-i Zülkemâl’in huzuruna girip ihtiyacını arz edebilir. Ve O’nun rahmetini bulup kudretine dayanarak tam bir ferah ve sevinç kazanabilir.
Dördüncü Kelime
لَهُ الْمُلْكُ Yani mülk tamamen O’nundur. Sen, O’nun hem mülkü hem kulusun hem mülkünde çalışıyorsun. Şu kelime şöyle şifalı bir müjde veriyor, diyor ki:
Ey insan! Kendine mâlik olduğunu sanma! Çünkü sen kendini idare edemezsin; o yük ağırdır, tek başına taşıyamazsın, belâlardan sakınıp yaşaman için gerekli olan şeyleri yerine getiremezsin. Öyleyse boşuna ızdıraba düşüp azap çekme. Mülk başkasınındır. Mülkün sahibi olan zât, hem Kadir hem Rahîm’dir. O’nun kudretine dayan, rahmetini itham etme! Kederi bırak, keyfini sür! Zahmeti at, sefayı bul!
Hem şu kelime diyor ki: Mânen sevdiğin, alâkadar olduğun, perişanlığından üzüntü duyduğun ve daha iyi hale getiremediğin şu âlem, Kadir ve Rahîm bir Zât’ın mülküdür. Mülkü sahibine teslim et, O’na bırak; cefasını çekme, sefasını sür! O hem Hakîm hem Rahîm’dir. Mülkünü istediği gibi kullanır, çekip çevirir. Dehşet duyduğun zaman İbrahim Hakkı gibi,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
de, O’nun mülkünü pencerelerden seyret, içlerine girme!
Dipnotlar
- “Mülk O’nundur.”