zâtları, varisleri olan imamları ve mehdîleri görmüş ve hepsi adına onların başını öpmüştür. Evet, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) Hazreti Hasan’ın başını öpmesinde, Şâh-ı Geylânî’nin büyük bir hissesi vardır.
Üçüncü Nükte
إِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبٰى ayetinin, bir yoruma göre mânâsı şudur: “Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam), peygamberlik vazifesi karşılığında ücret istemez, yalnız Ehl-i Beyt’inin sevilmesini arzu eder.”
Soru: Bu mânâya göre peygamber neslinden olmaları yönüyle Ehl-i Beyt hakkında bir fayda gözetilmiş gibi görünüyor. Halbuki peygamberlik vazifesi, إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ أَتْقٰيكُمْ sırrınca soy yakınlığı değil, Allah’a yakınlık noktasında olmalıdır.
Cevap: Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam), gayba açık nazarıyla Ehl-i Beyt’inin İslam âlemi içinde nuranî bir ağaç hükmüne geçeceğini görmüş. İslam âleminin bütün tabakalarında, insanî kemâlât dersinde rehberlik ve mürşidlik vazifesini yapacak zâtların büyük çoğunlukla Ehl-i Beyt’ten çıkacağını, ümmetin namazda teşehhüddeki,
اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ
كَمَا صَلَّيْتَ عَلٰى إِبْرَاهِيمَ وَعَلٰى اٰلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ
duasının kabul edileceğini keşfen bilmiş. Yani Hazreti İbrahim’in dinini kabul edenler arasında nuranî rehberlerin çoğunlukla Hazreti İbrahim’in (aleyhisselam) neslinden gelen peygamberler olması gibi,
Dipnotlar
- “(Bu peygamberlik ve irşad hizmetinden ötürü), sizden akrabalık sevgisinden başka beklediğim hiçbir karşılık yoktur.” (Şûrâ sûresi, 42/23).
- Bkz. Buhârî, menâkıb 1, tefsîru sûre (42) 1; Tirmizî, tefsîru sûre (42) 1; Ahmed İbni Hanbel, el-Müsned 1/229, 286. Daha geniş bilgi için ayrıca bkz. et-Taberî, Câmiu’l- Beyân 25/23-26.
- “Şunu unutmayın ki, Allah’ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, takvada (Allah’ı sayıp haramlardan sakınmada) en ileri olandır.” (Hucurât sûresi, 49/13).
- “Allahım! Hazreti İbrahim’e ve Hazreti İbrahim’in âline merhamet ettiğin gibi Efendimiz Muhammed’e ve Efendimiz Muhammed’in âline, her zaman ve her yerde merhamet eyle! Şüphesiz bütün övgülere lâyık ve şanı yüce olan sadece sensin!” (Buhârî, enbiyâ 10, tefsîru sûre (33) 10, deavât 32, 33; Müslim, salât 65-69).
- Bkz. İbni Hacer, Fethu’l-Bârî 11/162.