İçeriğe geç

Evet, sahih rivayetlerle haber verildiği gibi, mahşerin dehşetinden herkes, hatta peygamberler bile “Nefsim, nefsim!” dedikleri sırada, Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam), “Ümmetim, ümmetim!” diyerek merhametini ve şefkatini gösterecektir. O, dünyaya geldiği zaman, ehl-i keşfin tasdikiyle, validesi “Ümmetim, ümmetim!” şeklindeki yakarışını işitmiş. Onun (aleyhissalâtü vesselam) bütün hayatı ve yaydığı şefkatli ahlâk güzellikleri, kusursuz merhametini ve şefkatini gösterir. O, ümmetinin salâvatlarına sınırsız bir ihtiyaç ortaya koymakla ve bütün ümmetin saadetiyle alâkadar olduğunu bildirmekle, kusursuz ve sonsuz şefkatini göstermiştir.

İşte bu derece şefkatli ve merhametli bir Rehber’in sünnet-i seniyyesine uymamanın ne kadar nankörlük ve vicdansızlık olduğunu düşün.

İkinci Nükte

Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam), küllî ve umumi peygamberlik vazifesi içinde bazı hususi, küçük şeylere karşı büyük bir şefkat göstermiştir. Yüce şefkatini o hususi ve küçük meseleye sarf etmesi, görünüşte peygamberlik vazifesinin fevkalâde önemine uygun düşmüyor. Fakat hakikatte o mesele ya da şahıs, küllî ve umumi peygamberlik vazifesinin varisi olabilecek bir silsilenin ucu olduğundan ve onu temsil ettiğinden, o büyük silsile adına ona fevkalâde önem verilmiş.

Mesela, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam), küçüklüklerinde Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin’e gösterdikleri fevkalâde şefkat ve verdikleri büyük kıymet, yalnız soyca şefkat ve yakınlık hissinden gelen bir sevgi değil, peygamberlik vazifesinin nuranî bağının bir ucu ve peygamber varisi olacak gayet mühim bir cemaatin başı, temsilcisi ve çekirdeği olmaları yönüyledir.

46