تَنَاكَحُوا تَكْثُرُوا فَإِنِّي أُبَـاهِي بِكُمُ الْأُمَـمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
–ev kemâ kâl. Yani “Evleniniz, çoğalınız. Kıyamette sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim.” Halbuki tesettürün kaldırılması, evlilikleri çoğaltmaz; aksine, çok azaltır. Çünkü en serseri ve bu zamanın yaşayışına uyan bir genç bile hayat arkadaşının namuslu olmasını, kendisi gibi açık saçık giyinmemesini ister. Bu yüzden bekâr kalır, belki de fuhuş yoluna girer.
Kadın ise öyle değildir, kocasını o derece kontrol altına alamaz. Aile hayatında evin iç işlerine bakan bir müdür gibi kocasının her şeyine, bütün malına ve evladına muhafaza memuru olduğundan kadının en temel hasleti sadakattir, güvendir. Açık saçıklık ise bu sadakati kırar, kadın kocasının gözünde güvenilirliğini kaybeder, ona vicdan azabı çektirir. Hatta erkeklerde iki güzel haslet olan cesaret ve cömertlik kadınlarda bulunsa, güven ve sadakate zarar verdiği için bozuk ahlâk ve kötü haslet sayılır. Kocasının vazifesi ise kadına maliye memurluğu ve sadakat değil; merhamet, hürmet ve onu himaye etmektir. Bu sebeple erkek sınırlanmaz, başka kadınları da nikâhlayabilir.
Bu hususta memleketimiz Avrupa’yla kıyaslanamaz. Çünkü orada namus, açık saçıklığa rağmen düello gibi çok şiddetli vasıtalarla bir derece korunabilir. İzzet-i nefis sahibi birinin karısına kötü gözle bakan, boynuna kefenini takar, sonra bakar. Hem soğuk memleketler olan Avrupa ülkelerinde insan tabiatı, o memleketler gibi soğuk ve donuktur. Asya, yani İslam âleminin kıtası ise oraya kıyasla sıcak memleketlerden oluşur. Mâlumdur ki, çevrenin insan ahlâkı üzerinde tesiri vardır. O soğuk memleketlerde, soğuk insanlarda hayvanî hevesleri tahrik etmek ve iştahı açmak için açık saçıklık, belki çok suiistimale ve israfa sebep olmaz. Fakat sıcak ülkelerdeki, hemen tesir altında kalan ve hassas olan insanların şehvanî heveslerini sürekli coşturacak açık saçıklık, elbette suiistimallere, israfa, neslin zayıflığına ve kuvvetin azalmasına yol açar. Ayda veya yirmi günde bir ortaya çıkan fıtrî ihtiyaca karşılık, insan kendini birkaç günde bir israfa mecbur zanneder. O vakit, her ay on beş gün kadar hayız gibi mazeretler sebebiyle
Dipnotlar
- Abdurrezzak, el-Musannef 6/173; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1/380.
- Bkz. Nisâ sûresi, 4/3.