İçeriğe geç

emreder, kadını kuvvetli bir şekilde ihtar eder. Ve örtüsünün, onun siperi ve kalesi olduğunu gösterir.

İşittiğime göre, hükümetin merkezi olan başşehirde, çarşı içinde, gündüz vakti, halkın gözleri önünde basit bir ayakkabı boyacısı, dünyaca meşhur, makam sahibi, mühim bir adamın açık bacaklı karısına bilfiil sarkıntılık etmiş. Bu, tesettüre karşı olanların hayâsız yüzlerine bir şamar vuruyor!

İkinci Hikmet

Kadın-erkek arasındaki gayet köklü ve şiddetli münasebet, sevgi ve alâka, yalnız dünya hayatındaki ihtiyaçlardan ileri gelmiyor. Evet, bir kadın, kocası için sadece dünya hayatında bir eş değil; ebedî âlemde de bir hayat arkadaşıdır. Madem ebedî hayatta da kocasına arkadaşlık edecektir; elbette kendi güzelliğine, ebedî arkadaşı ve dostu olan kocasından başkasının nazarını çekmemesi, onu darıltmaması, kıskandırmaması gerekir.

Madem iman sırrıyla, mümin olan kocasının onunla alâkası, dünya hayatıyla sınırlı ve yalnız cismanî, güzellik çağına mahsus geçici bir sevgi değildir. Ebedî âlemde de hayat arkadaşı olacağı için kocası ona esaslı ve ciddi bir sevgiyle, hürmetle bağlıdır. Hem yalnız gençliğinde ve güzel olduğu zaman değil, belki ihtiyarlığında ve çirkin hale geldiğinde de kocası kendisine o ciddi sevgiyi ve hürmeti besler. Elbette buna karşılık, kadının da güzelliğini ve sevgisini kocasına adaması insanlığının gereğidir. Yoksa pek az şey kazanır, fakat çok şey kaybeder.

Dinin hükmüne göre koca, karısına denk olmalı, yani karı-koca birbirlerine uygun olmalılar. Bu denkliğin en mühim noktası dindarlık hususundadır.

Ne mutlu o kocaya ki, hanımının dindarlığına bakıp onu taklit eder ve ebedî hayatta kaybetmemek için dindar olur.

Bahtiyardır o kadın ki, kocasının dindarlığına bakıp “Ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim.” diyerek takvaya girer.

279