İçeriğe geç

olan liderliğe, idareciliğe tercih etmektir. Böylece insan o hastalıktan kurtulur, ihlâsı kazanır ve ahirete ait vazifelerini hakkıyla yapabilir.

Beşinci Sebep: Hidayet yolundakilerin ayrı düşmesi ve aralarında ittifak olmaması zayıflıklarından kaynaklanmadığı gibi, dalâlet yolundakilerin sağlam ittifakı da kuvvetlerinden değildir.

Aksine, hidayet ehli arasında ittifak bulunmaması, kâmil iman sayesinde bir dayanak noktalarının olmasından ve bunun verdiği kuvvetten ileri gelir. Gaflet ve dalâlet yolundakilerin ittifakları ise kalben dayanak noktası bulamamaları sebebiyle zayıflıklarından ve acizliklerinden kaynaklanır. Çünkü zayıflar ittifaka muhtaçtır, bu yüzden kuvvetli bir şekilde el ele verirler. Kuvvetliler ise bu ihtiyacı tam hissetmediklerinden, ittifakları zayıftır. Mesela aslanlar, tilkiler gibi ittifaka muhtaç olmadığı için tek başına yaşar. Yabanî keçiler ise kurtlardan korunmak için sürü meydana getirir.

Demek ki, zayıflar birleşip bir şahs-ı manevî meydana getirdiklerinde kuvvet kazanırken, kuvvetli olanların topluluğu ve şahs-ı manevîsi zayıftır.

Bu sırra ince bir işaret olarak Kur’an zarif bir nükteyle şöyle buyuruyor: وَقَالَ نِسْوَةٌ فِي الْمَدِينَةِ Müenneslerin yani hanımların cemaatine, iki kat müennes olduğu halde, müzekker fiili olan قَالَ buyurması ve قَالَتِ الْأَعْرَابُ beyanında müzekkerlerin cemaatine, müennes fiili olan قَالَتْ tabiriyle hitap etmesi, ince bir şekilde şuna işarettir:

Zayıf ve yumuşak huylu kadınlar bir araya gelince kuvvetlenir, sertlik ve şiddet kazanıp bir mânâda erkekleşirler. Bu, müzekker fiili gerektirdiğinden وَقَالَ نِسْوَةٌ tabiri gayet uygun düşmüştür.

Erkekler ise –bilhassa Arap bedevîleri– kuvvetlerine güvendikleri için cemiyetleri zayıf olur, tedbirli ve yumuşak bir vaziyet alırlar. Bir çeşit kadınlık hususiyeti takındıkları için ve bu, müennes fiili gerektirdiğinden قَالَتِ الْأَعْرَابُ beyanındaki tabir çok yerindedir.

223