İşte bu müthiş hastalığın ilacı ihlâstır. Yani insan, hakperestliği nefsin esiri olmaya tercih etmekle, hakkın hatırını nefsinin ve benliğinin hatırından üstün tutmakla, إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى اللّٰهِ sırrına mazhar olup insanlardan gelen maddî ve manevî ücrete karşı gözü tok davranmakla, وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ sırrına ulaşıp hizmetinin insanlar tarafından kabul görmesinin, onlarda güzel tesir bırakmasının ve insanların alâkasını kazanmanın Cenâb-ı Hakk’ın takdiri ve ihsanı olduğunu, kendi vazifesi olan tebliğe dâhil bulunmadığını, ayrıca bunların gerekli de olmadığını, kendisinin bunlarla vazifelendirilmediğini bilmekle ihlâsa erişir. Yoksa ihlâsı kaçırır.
İkinci Sebep: Dalâlet yolundakilerin zilletindendir ittifakları, hidayet yolundakilerin izzetindendir ayrılıkları… Yani gaflet içinde sadece dünyayı gaye edinenler ve sapkınlık yolunda gidenler, hak ve hakikate dayanmadıkları için zayıf ve aşağıdır, bu sebeple yardım almaya muhtaçtırlar. Bu ihtiyaçtan dolayı başkasının yardımına ve başkasıyla ittifak etme fırsatına samimi bir şekilde yapışırlar. Yolları dalâlet olsa da birliklerini bozmazlar. Âdeta o haksızlıkta bir hakperestlik, o dalâlette bir ihlâs, o dinsizlikte dinsizce bir bağnazlık ve o münafıklıkta bir dayanışma içinde kalır, başarılı olurlar. Çünkü samimi ihlâs, şerde dahi olsa neticesiz kalmaz. Evet, ihlâsla kim ne isterse Allah verir.
Dipnotlar
- “Benim mükâfatımı verecek olan yalnız Allah Teâlâ’dır.” (Yûnus sûresi, 10/72; Hûd sûresi, 11/29; Sebe sûresi, 34/47).
- Haşiye: Sahabenin Kur’an’ın övgüsüne mazhar olan “îsâr” hasletini* kendine rehber edinmek. Yani: Hediye ve sadakanın kabulünde başkasını kendine tercih etmek ve dine hizmet karşılığında gelen maddî menfaati istemeden, kalben talep etmeden, sırf Allah’ın bir ihsanı bilerek insanlardan dine hizmet karşılığında da minnet almamaktır. Dine hizmet karşılığında dünyada bir şey istenmemeli ki, ihlâs kaçmasın. Gerçi onların geçimlerinin temin edilmesi ümmetin vazifesidir. Hatta onlar zekâtı da hak ederler. Fakat bu istenmez, belki verilir. Verildiği vakit de “Bu, hizmetimin ücretidir” denmez. Mümkün olduğu kadar kanaat içinde ona lâyık ve onu daha çok hak eden başkalarının nefsini kendi nefsine tercih etmek gerekir. İnsan, *وَيُؤْثِرُونَ عَلٰى أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ sırrına erişmekle bu müthiş tehlikeden kurtulup ihlâsı kazanabilir. * Bkz.“Kendileri ihtiyaç duysalar bile o kardeşlerine öncelik verir, onlara verilmesini tercih ederler.” (Haşir sûresi, 59/9).
- “Peygamberin görevi, açıkça tebliğ etmekten başka bir şey değildir.” (Nûr sûresi, 24/54; Ankebût sûresi, 29/18).
- Haşiye: Evet, *مَنْ طَلَبَ وَجَدَّ وَجَدَهُ bir hakikat düsturudur. Kapsamı geniştir ve genişliği mesleğimizi de içine alabilir. * “Kim bir şeyi talep eder ve o istikamette ciddi bir gayret gösterirse onu elde eder.” Bkz. İbnü’l-Cevzî, el-Müdhiş s. 490; İbni Hacer, Mukaddimetü Fethu’l-Bârî s. 14; el-Übşeyhî, el-Müstatraf 2/125.