İçeriğe geç

geleceğini bildiriyor. Bu hal, aynen bir kaide gibi, insanın ilminin gaipten çıkıp henüz şehadet âlemine girmemiş şeylere ulaşmasına vesile olur. Fakat daha şehadet âlemine ayak basmamış ve Cenâb-ı Hakk’ın hususi dilemesinden ve rahmetinden çıkmamış olan yağmurun yağacağı vakti bilmek, hiçbir şey kendisinden gizli kalmayan Allah’ın ilmine mahsustur.

İkinci mesele ise şudur: Röntgen ışınları sayesinde ana rahmindeki çocuğun cinsiyetini bilmek وَيَعْلَمُ مَا فِي الْأَرْحَامِ ayetinin gayba dair mânâsına zıt olamaz. Çünkü ayet yalnız cinsiyetle değil, o çocuğun hususi kabiliyetleri, onu istikbalde kazanacağı vaziyete götürecek kader çizgisi, hatta simasındaki gayet hayret verici samediyet mührü ile alâkalıdır; çocuğun bütün bu vasıflarla bilinmesi, hiçbir şey kendisinden gizli kalmayan Allah’ın ilmine mahsustur. İnsanların fikirleri yüz bin röntgen kuvvetinde olup birleşse, yine de o çocuğun bütün insanlığa karşı ayırt edici vasıflarından sadece biri olan hakiki yüz hatlarını bile keşfedemez. Nerede kaldı ki simasından yüz defa daha harika olan kabiliyetlerinin manevî yüzünü keşfedebilsin!

Başta dedik ki: Varlık, hayat ve rahmet, bu kâinatta en mühim hakikatlerdir ve en mühim makam onlarındır. İşte bu yüzden, o kuşatıcı hayat hakikati, bütün incelikleriyle Cenâb-ı Hakk’ın hususi iradesine, rahmetine ve dilemesine bakar. Bunun bir sırrı şudur: Hayat, bütün yönleri ve donanımıyla şükrün, kulluğun ve tesbihin kaynağı olduğundan, hususi iradeye perdelik eden yeknesaklık ve kaideler; hususi rahmete perde olan görünüşteki sebeplere konulmamıştır.

Ana rahmindeki çocukların maddî ve manevî simalarında Cenâb-ı Hakk’ın iki cilvesi vardır:

Birinci Cilve: O’nun birliğini, ehadiyetini ve samediyetini gösteriyor. O çocuk esas uzuvlarıyla ve türlü donanımının diğer insanlarınki ile uyumlu olması yönüyle Hâlık’ının, Sâni’inin birliğine şehadet ediyor. O cenin hal diliyle şöyle bağırıyor: “Bana bu simayı ve uzvu veren kim ise temel uzuvlarıyla bana benzeyen bütün insanların ve canlıların

167