İçeriğe geç

İkinci Soru: Şeriatta denilmiştir ki: “Cehennem amelin karşılığıdır, fakat cennet Cenâb-ı Hakk’ın lütfu ve ihsanıdır.” Bunun hikmeti ve sırrı nedir?

Cevap: Önceki işaretlerde açıkça görüldüğü gibi, insan, yaratma kabiliyeti bulunmayan sınırlı bir irade, az bir gayret ve aslında var olmayan itibarî bir fiille müthiş tahribata ve şerlere yol açar. Nefsi ve arzuları daima şerre, zarar vermeye meyilli olduğu için o küçük gayretin neticesinde ortaya çıkan kötülüklerin sorumluluğu ona aittir. Çünkü nefsi istemiş, insan da kendi gayretiyle o fiile yol açmıştır. Şer, var etmek olmadığı için kul onun failidir, Cenâb-ı Hak da onu yaratır. Elbette insan o sonsuz cinayetin karşılığında ebedî bir azap çekmeye müstahak olur.

İyilikler ve hayırlı işler ise mademki yaratmakla vücuda gelir, insanın gayreti ve cüzî iradesi onlara yaratıcı sebep olamaz. İnsan, o işin gerçek faili olamaz. Onun nefs-i emmaresi de iyiliğe taraftar değildir, ancak Allah’ın rahmeti iyiliği ister, kudreti de yaratır. İnsan iyiliklere ve hayırlı şeylere yalnız imanla, arzuyla, niyetle sahip olabilir. Sahip olduğu iyilikler ona daha önce verilmiş varlık ve iman nimetleri gibi sayısız ilahî nimete bir şükür hükmündedir, geçmiş nimetlere bakar. Cenâb-ı Hakk’ın vaat ettiği cennet ise O’nun lütfu ve ihsanı ile verilir. Görünüşte bir mükâfat, hakikatte ise ikram ve ihsandır.

Demek ki, kötülüğe sebep olan nefistir; cezaya bizzat müstahaktır. İyilikte ise sebep de yaratma da Hak’tandır. İnsan yalnız iman ile ona sahip çıkabilir. “Mükâfat isterim” diyemez, “Allah’ın ihsanını beklerim” diyebilir.

Üçüncü Soru: Önceki beyanlardan da anlaşılıyor ki, kötülük yayılarak ve haddi aşmakla arttığından, bir günah bin yazılmalı, iyilik ise yaratmakla vücuda geldiği, sayıca çoğalmadığı ve kulun icadıyla, nefsin arzusuyla olmadığı için hiç yazılmamalı veya bir yazılmalıydı. Neden günah bir, sevap ise on, hatta bazen bin yazılır?

132