İçeriğe geç

ise çoğunlukla müspettir, var etmeye dönüktür, imar ve tamirdir. Herkesçe mâlumdur ki, yirmi kişinin yirmi günde yaptığı bir binayı, bir kişi bir günde yıkabilir. Evet, insanın, bütün esas uzuvlarının ve yaşamak için gerekli şartların varlığıyla devam eden hayatı Hâlık-ı Zülcelâl’in kudretine mahsus olduğu halde; bir zalim, bir uzvunu kesmekle o insanı hayata nispeten yokluk olan ölüme gönderebilir. Bu yüzden اَلتَّخْرِيبُ أَسْهَلُ sözü darbımesel hükmüne geçmiştir.

İşte bu sırdandır ki, dalâlet yolundakiler, hakikaten zayıf bir kuvvetle mânen çok kuvvetli olan hak ehline karşı bazen üstün gelir. Fakat hak yolundakilerin öyle sağlam bir kalesi var ki, ona sığındıkları vakit müthiş düşmanlar yanaşamaz, bir şey yapamaz. Geçici bir zarar verseler bile, وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ sırrıyla ebedî bir sevap ve menfaatle o zarar telâfi edilir. O yıkılmaz ve sapasağlam kale, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) şeriatı ve sünnetidir.

İkinci İşaret

Soru: “Bütünüyle şer olan şeytanların yaratılması ve müminlere musallat olmaları, onların yüzünden birçok insanın küfre girip cehenneme gitmesi gayet müthiş ve çirkin görünüyor. Acaba sonsuz, mutlak güzellik ve merhamet sahibi Rahman’ın rahmet ve cemâli, bu hadsiz çirkinliğin ve dehşetli musibetin meydana gelmesine nasıl izin veriyor?” Bu mesele çoklarınca sorulmuştur ve çoğu insanın hatırına gelir.

Cevap: Şeytanın yaratılmasında küçük şerlerle beraber birçok küllî, hayırlı maksat ve insana kemâl yolunu açan sebepler vardır. Evet, bir ağaç, çekirdekten koca bir ağaç olana kadar ne çok mertebe geçirirse, insanın mahiyetindeki kabiliyetlerde ondan daha çok mertebe bulunur. Belki insanın kabiliyetlerinin zerreden güneşe kadar dereceleri var. Bu kabiliyetlerin ortaya çıkması için elbette bir hareket, bir amel gerekir. İnsanı yükselten o ameldeki zembereğin hareket etmesi mücadele ile olur. O mücadele ise şeytanların ve zararlı şeylerin varlığıyla mümkündür. Yoksa melekler gibi insanların da makamı sabit kalırdı. Bu durumda da insanlıkta binlerce sınıf bulunmazdı... İşte, küçük bir şerrin gelmemesi için binlerce hayrı terk etmek, hikmete ve adalete terstir.

114