İçeriğe geç

Bu itibarla başkalarına bakarken, onlar hakkında hüsnüzanna esas teşkil edebilecek bir husus söz konusu olduğu müddetçe hep hüsnüzanla bakmak gerekir. Öyle ki, karşıdaki kişinin hüsnüzan edilebilecek tek bir yönü olsa bile, hüsnüzan esas alınmalı, suizandan kaçınılmalıdır. Mesela birisinin ahiret sermayesi olarak sadece bir kelime-i tevhid veya kelime-i şehadeti vardır. Zâhiren salih amelini göremediğimiz bu kişi hakkındaki kanaatimiz, “Bu kardeşim, kelime-i şehadeti yürekten söylemiş ve onun bu sözü nezd-i ulûhiyette yüksek bir kıymete ulaşmış olabilir. Dolayısıyla o, tek bir kelime-i şehadetle kurtuluşa erebilir.” şeklinde olmalıdır. Beri taraftan kendimiz hakkında, günde beş vakit değil, beş vaktin üzerine 50 vakit kaza namazı ilâve etsek, yine de işin içine riya ve süm’a karışmış olabileceği şüphesiyle helâk olabileceğimiz endişesini taşımalıyız.

Misalleri çoğaltabiliriz. Mesela, ferdî ibadetlerini eksik, noksan yerine getirdiğinden dolayı zâhiren Allah’la irtibatı zayıf görünen birisi, insanlarla münasebetlerinde hep doğru konuşuyor, sözlerine hiç yalan bulaştırmıyordur. Biz, onun bu tavrını Allah’tan korkmasına hamletmeli ve onun hakkında, “Bu kişi konuşmalarında bu kadar hassas olduğuna göre demek ki Allah’la çok güçlü bir münasebeti var.” demeliyiz. Keza haramlara karşı çok hassas olan, haramın bir arpasını bile ağzına götürmeyen, kendisine yapmadığı bir işin karşılığı verildiğinde onu hak etmediğini düşünerek reddeden bir insanın bu davranışları öyle güzeldir ki onları Allah rızasıyla irtibatlandırmayınca izah edemeyiz. Dolayısıyla bütün bu durumlar karşısında o kişinin Allah’la münasebeti konusunda hep hüsnüzanda bulunmalıyız.

Denge: Hüsnüzan, Adem-i İtimat

122