Hatta bırakalım dünyevî beklentileri, mefkûre kahramanları yaptıklarının karşılığında Cennet beklentisi içine bile girmemeli, bilakis onu Allah’ın fazlından istemelidirler. Çünkü ubûdiyet, Hazreti Pîr’in ifadesiyle “mukaddime-i mükâfat-ı lâhika değil, (…) netice-i nimet-i sabıkadır.”13 Bu açıdan insan sadece Allah’ı talep etmeli ve onun dışındaki bütün istekleri sonsuz karşısında sıfırı talep etme gibi görmelidir.
Fakat bu kıstaslara göre hareket edilmesine rağmen, yine de, belli imkânları ellerine geçiren ve hastalık ölçüsünde bir paranoya yaşayan insanlar, adanmış ruhların alanlarını daraltmaya çalışabilirler. Onlar, şeytanın sağdan yaklaşmasıyla meseleye dinî bir kılıf da geçirerek elde ettikleri bütün imkânları kendi havuzlarını doldurma istikametinde kullanmak ve sürekli kendileri adına stok yapmak isteyebilirler. Çok sağlam inanmış gibi görünen ve hatta hayatının büyük bir bölümünü tekke ve zaviyede geçiren insanlar bile bu tür küçük ve basit menfaatlerin arkasına takılabilirler. Evet, elde ettiklerini kaybetme korkusuyla paranoya yaşayanlar, tamamıyla kendi çıkar ve menfaatlerine odaklandıklarından, güvercinlerin bile bir yerde toplanmasını kendileri adına bir tehdit sayabilir, bundan endişe duyup “Acaba bunların belli yerlerde gözleri mi var?” gibi düşüncelere girebilirler.