İşte herkesin takdir ettiği böyle yüce bir kâmet olmasına rağmen artık o, Halife-i Rûy-i Zemin’in önünde, sarığı boynunda, kumandanlıktan azledilmiş sıradan bir neferdir. Hazreti Halid, Hazreti Ömer’in yanına geldiğinde –ruhum ikisine de feda olsun– Hazreti Ömer ona, “Halid! Biliyorsun Allah için seni çok severim. Fakat halk, elde edilen zaferleri senin şahsından biliyor. Hâlbuki ben biliyorum ki bunları bize ihsan eden Allah’tır. (Senin bir mit hâline gelmenden, putlaştırılmandan endişe duyuyorum. Azlediş nedenin bu…)” demişti.146 Bu durum karşısında Hazreti Halid (radıyallâhu anh), büyüklüğüne baş döndürücü ayrı bir büyüklük katar, o güne kadar emrinde bir nefer olan Hazreti Ebû Ubeyde İbn Cerrâh’ın (radıyallâhu anh) emri altına girer.. girer ve hayatının sonuna kadar da bir nefer olarak İslâm ordusunun parlak bir kılıcı olarak mücadele eder.