Ayrıca Allah’ın (celle celâluhu) rızasını kazanmanın dışında hiçbir gayeleri bulunmayan ve kendilerini sadece Allah’ın dinini i’lâ etmeye adamış olan Hizmet gönüllüleri hakkında ulu orta konuşan kimselerin seviyelerini muhafaza edemediklerini düşünüyor; her ne kadar kendimi herkesten hakir görsem de Allah’ın kulu olma şerefiyle şerefyâb olmuş bir insan olarak, iftiralarına cevap verirken onların seviyesine inmeyi Allah’a karşı bir saygısızlık sayıyorum. Aynı şekilde Hazreti Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmeti olmam hasebiyle, akıl-mantık dışı, vicdanın isyan edeceği ulu orta yapılan iftiralara cevap vermek, bana göre bu tür kimselerin seviyesine inme tehlikesi oluşturduğundan, bunu da Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) karşı bir saygısızlık addediyorum.
Diğer taraftan aleyhinizde konuşan herkese cevap yetiştirmeye kalktığınız zaman, bununla ciddi meşgul olur, her ânı altın kıymetinde olan vaktinizi bu işe harcar; dolayısıyla yapmanız gerekli olan çok kıymetli işleri yapamazsınız. Dahası, müfteriler demagoji ve diyalektiği yol edindiklerinden, verdiğiniz cevapları çarpıtırlar ki, bu da zihinlerde yeni bir kısım soruların oluşmasına sebebiyet verebilir. Bütün bu sebeplerden ötürü aleyhimizde ulu orta bir kısım sözler sarf eden müfterilere cevap vermeyi gereksiz sayıyor ve yeni ifadesiyle bütün bunları “es” geçmeyi şahsen tercih ediyorum.
Kaba Kuvvetin Çılgınlığı
Ne var ki ortaya atılan iftiralar geniş kitlelerin zihninin bulanmasına sebebiyet verdiği takdirde ve çokça, sürekli tekrar edildiğinden dolayı zamanla sağduyulu olan bazı kimselerin bile bu tür asılsız iddialara meyletmeleri gibi bir durum ortaya çıktığında üslup muhafaza edilerek tavzih ve tasrihte bulunulması, iftiralara cevap verilmesi gerektiğini düşünüyorum. İşte bu perspektiften hareketle müsaadenizle ana hatlarıyla sadece bir iki hususa kısaca değinmek istiyorum.