Dine ait esasları hayata hayat kılma noktasında, tıpkı Nebiler Serveri’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem), فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ “Artık Sana emrolunanı (başlarını çatlatırcasına) anlat.”192 âyetiyle emir buyrulduğu ve O’nun da bu emri yerine getirmek için gecesiyle gündüzüyle ölesiye bir gayret sarfettiği gibi, fedâkârâne bir gayret sergilenmelidir. Ancak o hakikatler başkalarına anlatılırken Kur’ân’ın indirilişindeki tedriciliğe uygun hareket edilmelidir. Dolayısıyla konuyla alâkalı sürekli tefekkür, tedebbür ve tezekkür yörüngeli belirli disiplinler geliştirilerek neyin, kime, nerede, ne kadar, nasıl söyleneceği iyi belirlenmeli ve ona göre hareket edilmelidir. Bu açıdan bir kez daha ifade etmek isterim ki, çevreyi ve muhataplarımızı tanımak, mesajın kudsiyeti ölçüsünde mukaddes bir vazifedir. Zira ruhumuzun ilhamlarını sinelerine boşaltmak, onları tanıyabildiğimiz nispette kolay olacaktır. Aksi durumda ise insanların rencide edilebileceği, semavî hakikat ve yüce değerlere karşı onlarda antipati uyandırılabileceği hiçbir zaman unutulmamalıdır.
Sevdirmek maksadıyla anlatırken üsluba dikkat edilmediğinden dolayı insanları Allah ve Resûlü’ne düşman hâline getirmek ne acı! Dini, imanı yeni öğrenen insanlara, ilk önce Cehennem’in dehşetinden bahsederek onların dimağlarında tamir edilmez yaralar açmak, böylelikle onları dinden-diyanetten uzaklaştırıp bir daha da gönüllerini kazanılamaz hâle getirmek ne hazin bir durum! Allah (celle celâluhu), hak ve hakikatleri anlatırken üslupsuzluğumuz sebebiyle rencide ettiğimiz ve kaçırdığımız insanlardan ötürü bizleri muaheze etmesin! Bizleri affetsin ve mağfiret eylesin!
190 Bediüzzaman, Mektubât, s. 300 (Yirmi İkinci Mektup (Dördüncü Vecih).
191 el-Mâverdî, el-Hâvi’l-Kebîr 16/180.
192 Hicr sûresi, 15/94.