İçeriğe geç

Ama bunlarla beraber, bir insanın yer yer düşmesi ve sürçmesi de fıtrat-ı beşeriyenin gereğidir. Sahih bir hadiste Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir gün bu hakikate dair şöyle buyurmuşlardı: “Hazreti Âdem yanıldı, evlatları da yanıldı.”[1] Binaenaleyh yanılma, unutma ve hata etme, fıtrat-ı beşeriyede mündemiç bir hakikattir. Bu itibarla da insanın yanılması her zaman ihtimal dâhilindedir. Şu kadar vardır ki, kendisini umumiyetle iradeli ve dimdik ayakta tutabilenler daha az yanılırlar, kendini salıvermiş bir kimse ise pek çok defa yüzüstü düşebilir ve kendini şeytanın esiri ve zebunu hâline getirebilir. Bu itibarla da yer yer nefs-i emmârenin bize çelme takması kaçınılmazdır. –Allah, nefsin bu desiselerinden bizi muhafaza buyursun– ama inanan gönüller de her an bu tür çelmelere maruz kalabilir. Zira Efendimiz’in (aleyhissalâtü vesselâm), Ka’b İbn Malik’ten rivayet edilen sahih bir hadiste bildirdikleri gibi: “Mü’min ekin gibidir. Rüzgâr onu eğiltir. Kimi zaman yıkar, kimi zaman doğrultur. Nihayet sonunda kalkar doğrulur. Kâfir ise kökü üzerinde dimdik duran ‘erze’ ağacı gibidir. Onu hiçbir şey eğiltemez. Nihayet devrilince de bir daha doğrulamaz.”[2] Binaenaleyh mü’min, her zaman “Aman yâ Rabbi!” deyip Allah’a koşar, kâfir ise gürül gürül ses çıkarmasına ve çok heybetli görünmesine rağmen bir kere yıkıldı mı bir daha doğrulamaz. Bu mânâda mü’min, düşse dahi kalkacak, yürüyecek ve yine Allah’a doğru olan yolculuğunu devam ettirecektir. Her mü’min, düşmeyi ve nefs-i emmâreye mağlubiyeti bu şekilde kabul etmelidir ki, meselenin bir yönü bundan ibarettir.

50