İçeriğe geç

Kalbinde imanı taşıyan her mü’min böyle bir iştiyakı da taşımalıdır; taşımalı ve imanının seviyesine göre Rabbine mülâki olmayı, dâussıla ile yanıp tutuşan bir insanın yer yer trenden, otobüsten başını çıkarıp, “Memleketime vardım mı?” diye beklemesi gibi öteleri beklemelidir. Tabut ve teneşiri, meleklerin kanatlarından daha şerefli gören, “Rabbim emretmediği için ölümü istemiyorum. Yoksa benim için ölüm Cennetlere uçmak için en mühim bir pisttir.” diyebilen bir mü’min, Rabbisine kavuşmaya arzulu demektir. O (celle celâluhû), ancak –tabir caizse– arzulu olana arzulu olur. Bu arzu ve istek ile alâkalı Cenâb-ı Hak der ki: “Kulum Bana bir karış yaklaşırsa Ben ona bir arşın yaklaşırım. O Bana bir arşın yaklaşırsa, Ben ona bir kulaç yaklaşırım. O Bana yürüyerek gelirse Ben ona koşarak giderim.”[6] Daha sonra da bu yakınlık öyle bir hâl alır ki, Cenâb-ı Hak o mü’minin gören gözü olur da artık o insan hiç yanlış görmez, Allah onun duyan kulağı olur da, artık her şeyi en iyi şekilde değerlendirir ve duyduğunu yanlış duymaz, onun tutan eli ve yürüyen ayağı olur da Allah onu yanlıştan uzak tutar ve olumsuz yöne yönlendirmez.

Rabbim, bizlere göre değil de, Kendinin sonsuz keremine göre muamelede bulunsun ve inşâallah “sultana sultanlık, gedâya gedâlık” ölçüsü içinde bizi sonsuz hediye ve atiyyelerle sevindirsin...

18