İçeriğe geç

Ayrıca pek çok insan, Allah’a iman edip namaz kılsa bile gaflet içinde olabilir. Bu tür insanlar, büyük ölçüde hep cismaniyete ait duyguları yaşarlar ve hep onların baskısı altındadırlar. Namaz ve oruç çok defa dünyaya ait duygular gölgesinde renksiz kalır. Böyleleri bile olsa mâlâyâniyat sayılan bu türlü şeyleri kalblerinden attıkları ölçüde, bir yönüyle, dünya cihetiyle ölmüş, uhrevî âlem itibariyle de dirilmiş sayılabilirler.

Buraya kadar arz edilen hususların hepsi yapılabilir türden şeylerdir. Ancak öbür âleme gidildiği zaman hakikatin ayan beyan görüldüğü o yer itibariyle aynı şeyleri söylemek zordur. Bazı ehlullah, ruh ve kalb hayatına yükselmeleri sayesinde henüz dünyada iken öbür âleme ait hakikatleri görmüşler, bir kısım enbiya ve asfiya ise mirac yapmak suretiyle bunları müşâhede etmişlerdir. Bunlardan kimisi yeryüzünde bulundukları hâlde kalbî mirac yapmış, kimisi Hazreti Musa gibi Tur Dağı’nda bir kısım tecellîlerle, Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti ve kelâmıyla –tabiri caizse– ulûhiyete ait atmosferle münasebete geçerek miracını yapmış; Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ise Cehennem’in hışırtılarını, Cennet’teki rahmet esintilerini, kader kaleminin cızırtılarını, meleklerin tesbih u temcidini duyma ufku sayılan Mirac’a yükseltilmiş ve orada her şeyin hakikatini hakka’l-yakîn mertebesinde müşâhede etmiş ve öteler ötesindeki âlemde görülebilecek her şeyi bu dünyada iken görmüştür.[3]

135