İçeriğe geç

Mesela, gözlerimizi ele alalım; onları daha yakından gördüğümüz için tümsekliğini, adesesini, merceğini, kısacası onun her yanını tefekkür ederiz. Güneş’le gözümüz arasındaki münasebeti görmek için, görülebilen ışık dalga boylarının gözümüzün retinasındaki ışık alıcı hücreler tarafından emilecek ve hissedilecek mahiyette olmasını, insanın ancak milyonda dört-beş görme gibi dar dairede görme ile taltif edilmesini veya görebilecek mahiyette yaratılmasını düşünür ve bu müktesebatla daha uzakları doğru okumaya hazır hâle geliriz. Öyle ki artık bu temaşa, elimize verilen bir kitapta hakâiki takip gibi bir şey olur..

Sonra ellerimize bakarız. Gökteki yıldızlara âfâkî tefekkür adına baktığımız gibi, enfüsî tefekkür için de parmaklarımız, parmaklarımızın mafsalları, parmak arasındaki kuvvet dengesi, ellerimizin belli parçalardan meydana gelmesi ve âzamî tasarruf prensibiyle beş parmak tek bir el ayasıyla pek çok şeyler yapar durumda bulunması, bununla zevk alınacak şeylerden zevk ve lezzet alması, gerektiğinde hasımlarımıza karşı bir müdafaa âleti hâlini alması… vs. Evet, işte bütün bunları görüp düşündüğümüzde, “Allah bir alet yapmış ama onunla bin işi birden gördürüyor.” deriz. Böyle bin çeşit işi yaptırtmak için, bütün insanlar, şu andaki teknik imkânlarıyla seferber olsalar, yine de aynı şekilde başarılı olamazlar; olsalar bile çok komik ve estetik derinlikten mahrum, sevimsiz bir şey yapabilirler. Öyle olduğu da ayan-beyan meydanda. Ya o yüz şeyi birden yapan ellerimiz öyle mi..? İşte enfüste/içimizde bu şekilde düşündüğümüz zaman, سُبْحَانَ مَنْ خَلَقَ “Seni halkeden Allah mukaddes ve müberradır.” demekten kendimizi alamayız. Bunun gibi, ayağınızı, midenizi, kalbinizi ve tek tek bütün azalarınızı düşünün… Bunların her biri muhtevalı bir kitap gibi size neler ve neler anlatır.

272