İçeriğe geç

Şu sözler ona aittir: “Nasıl ki murassa ve müzeyyen bir elbise-i fâhireyi biri sana giydirse ve onunla çok güzelleşsen, halk sana dese, ‘Maşaallah, çok güzelsin, çok güzelleştin.’ Eğer sen tevazukârâne desen, ‘Hâşâ, ben neyim? Hiç! Bu nedir, nerede güzellik?’ O vakit küfrân-ı nimet olur ve o hulleyi sana giydiren mahir sanatkâra karşı hürmetsizlik olur.

Eğer mütfehirâne desen, ‘Evet, ben çok güzelim. Benim gibi güzel nerede var? Benim gibi birini gösteriniz.’ Bu da mağrurâne bir fahirdir.

İşte, fahirden, küfrandan kurtulmak için demeli ki: ‘Evet, ben güzelleştim. Fakat güzellik libasındır ve dolayısıyla libası bana giydirenindir; benim değildir.’

İşte, bunun gibi, ben de, sesim yetişse bütün küre-i arza bağırarak derim ki: Sözler güzeldirler, hakikattirler. Fakat benim değildirler; Kur’ân-ı Kerim’in hakâikinden telemmu’ etmiş şualardır.

وَمَا مَدَحْتُ مُحَمَّدًا بِمَقَالَتِي وَلٰكِنْ مَدَحْتُ مَقَالَتِي بِمُحَمَّدٍ

‘Ben sözlerimle Hz. Muhammed’i methetmedim. Fakat O sözlerime mevzu teşkil ettiğinden dolayı ben O’nu sözlerimin içine soktum, sözlerim O’nunla güzelleşti.’ düsturuyla derim ki:

وَلٰكِنْ مَدَحْتُ كَلِمَاتِي بِالْقُرْأٰنِ
وَمَا مَدَحْتُ الْقُرْأٰنَ بِكَلِمَاتيِ

‘Kur’ân’ın hakâik-i i’cazını ben güzelleştiremedim, güzel gösteremedim. Belki Kur’ân’ın güzel hakikatleri benim tabiratlarımı da güzelleştirdi, ulvîleştirdi.’”

159