Böyle zirvelerde bulunmak hem kazanmaya, hem de kaybetmeye açıktır. Yani bu insanlar arkalarında ne kadar insana ışık tutmuş, ne kadar insana müdahil olmuş ve bu himmetlerini ne kadar iyi kullanmışlarsa, o derece kazanabilirler. Fakat bunlar aynı zamanda tehlikeli zeminlerde dolaşırlar.. ciddî tehlikelerle karşı karşıyadırlar ve kaybedebilirler de. Çünkü bana göre böylesi kişilere verilen kin, nefret, öfke, şehvet vs. gibi duygular beşerî normların çok çok üstündedir. Dolayısıyla bu kişiler, nefis terbiyesini iyi yapamaz, iyi ayarlayamazlarsa hezeyan ve çılgınlıklar içine düşebilir. Hatta iyi ve yerinde kullanılamayan bu duygular onları delirtebilir. Fakat yine bu insanlar samimî ve yürekten olur, ihlâslı davranırlarsa Cenâb-ı Hak onları ekstradan bir koruma altına alabilir. Kur’ân’ın Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) için söylediği “Allah seni insanlardan koruyacaktır.”1 âyeti bunun bir delilidir. Bu âyet-i kerimeyi sadece bedene gelebilecek bir kısım tehlikelerden Allah’ın muhafaza etmesi şeklinde anlamak ilâhî inayeti çok dar görme demektir. Onu insanın mahiyetine konulan duyguları, işin içine katarak, bütün yönleriyle korunması, hıfz-ı ilâhî içinde bulunması şeklinde yorumlamak herhâlde âyetin ruhuna daha muvafıktır.
Netice itibarıyla; başkalarının ayağına dikenin battığı yerde, sinelerine matkaplar salınan bu insanlar, kaybetmeye de kazanmaya da çok yakındır.
Dipnotlar
- 1 Mâide sûresi, 5/67.