Şimdi, madem ki ruhî yapısı itibarıyla insan budur, bu insanın hizmet içinde temsil etmiş olduğu misyon itibarıyla kâinat ve kâinatta cereyan eden hâdiselerle elbette irtibatı daha farklıdır. Meselâ hadis-i şerifte Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) semada ve arzda kendisine hüsnü kabul vaz’edilen insanlardan bahsediyor. Bu insanları sırasıyla Allah seviyor, Allah’ın emriyle Cebrail seviyor, melekler seviyor, ruhanîler seviyor ve yeryüzünde insanlar seviyor. Burada mevzuumuzla alâkalı olan nokta, bu insanların seviliyor olmasıdır. Ayrıca bir de insanın sevildiğini hissetmesi vardır ki, bu da çok önemlidir. Yoksa tavşan dağa âşık olmuş veya küsmüş, dağın haberi yok. Bu bir mânâ ifade etmez. Dikkat edilirse, burada insan vicdanı çok geniş bir dairede cereyan eden alâkayı hissediyor. İşte bu hissetme, ruhun kâinatla olan irtibatı neticesi gerçekleşiyordur. Biz buna daha önceleri vicdan mekanizması adını vermiştik.