Ben hayatımda gerçekten mübarek olarak yaratılan insanların en mübareğine bile böyle yaklaşan az insan tanıdım. Ama, ona bakın ki, tavuklarını mübarek olarak nitelendiriyor. Ve yine o, “Tavuğumun tüylerinden birini koparmaya gelseler, bana bir ay hapis cezası verin, fakat tavuğumun tüylerine dokunmayın!” diyecek kadar incelerden ince bir zattır.
İşte böylesi vasıflarla serfiraz bu insan, ihtimal o yumurta kabuklarını bir yere gömmek için küçük bir torbanın içinde saklıyordu. Ama gelin görün ki, miyop bakış, çarpık düşünce meseleyi şöyle değerlendiriyor: “Bu zâhiren yemiyor gibi gözüküyor ama, bir okka balı olduğuna göre veya birçok yumurta kabuğu evinde çıktığına göre, demek ki bizi aldatıyor…” Ve işte bu kabîl bir inhiraf ve küçük şeylere takılıp kalma, onların Bediüzzaman’dan ve eserlerinden istifade etmelerine mâni olmuştur.
Evet, bir kırık plak gibi duygu ve düşüncesi ile inhirafa açılmış insanların, İnsanlığın İftihar Tablosu’ndan (sallallâhu aleyhi ve sellem) istifade edemediği gibi, İmam Gazzâlî, İmam Rabbanî, Şah-ı Geylanî, Mevlâna Halid, Bediüzzaman… ve emsali şahsiyetlerden istifade etmeleri de imkânsızdır. Öyleyse bir insanın büyüklerden istifade edebilmesi ve anlatılanların onun kalb ve kafasında mâkes bulması için eğri büğrü duygulardan sıyrılması, şartlanmışlığı, kibiri, kendini beğenmişliği ve tecavüzün her çeşidini bırakması lâzımdır.
Bakınız Asr-ı Saadet’e, Ebû Cehil en azından Halid b. Velid kadar akıllı bir insandı. İkisi de Benî Mahzum oymağından ve amca çocukları. Fakat biri kibrine, gururuna, inhirafına takılıp kalıyor ve bu surette kapının öbür tarafında kalarak esfel-i safilîne sukut ediyor. Diğeri ise tevazu ve mahviyetinin kanatlarında “evc-i kemal-i insaniyet”e çıkıyor, Raşid Halifeler arkasında yer alıyor ve a’lâ-yı illiyyîne yükseliyor.