İçeriğe geç

Bediüzzaman da bu inhiraflı bakışlardan nasibini almış zatlardandır. Ne var ki bunun zararı, Hz. Bediüzzaman’a değil, ona bakan ve bu gözle değerlendiren kişilere dokunmuştur. O bir okka balı arkadaşları ile aralarında eşit olarak paylaşan ve ardından “Onlar kendi hisselerine düşen balı civanmertlik duygusu ile, iki-üç günde yiyip bitirdiler. Ben ise hisseme düşeni bütün Ramazan-ı Şerif’te, birer kaşık da onlara vermek suretiyle kullandım. Hem ben hem onlar balsız kalmadı.”6 diyen insan. O “Şu üstümdeki sakoyu (paltoyu), yedi sene evvel, eski olarak almıştım. Beş senedir elbise, çamaşır, pabuç, çorap için dört buçuk lira ile idare ettim. Bereket, iktisat ve rahmet-i ilâhiye bana kâfi geldi.”7 diyen insan. O, içinde üç-beş şehriyenin bulunduğu sözde şehriye çorbasının suyunu içerek karnını doyuran ve tanelerini aç karıncalara veren insan.8 Evet, “İktisatta bereket vardır. İsraf ise bereketin kesilmesine sebeptir.”9 diyerek bunu hayat düsturu olarak kabul eden insandır o.

O, böyle biri ama, bir gün miyop bakışlı bir gazete onun hakkında şunları yazıyor: “Bediüzzaman’ın evine yapılan baskın neticesinde, bir torbanın içinde birçok yumurta kabukları çıktı.” Eğer haber doğruysa, Bediüzzaman’ın tarz-ı telakkisine göre gayet normaldir bu. Kendisine yumurta veren tavuğa ve verdiği yumurtaya saygısı sebebiyle yapmıştır bunu. Rica ederim o öyle bir insan ki; “Bana her gün yumurta veren tavuğun 5-6 aylık bir yavrusu vardı. Annesi yumurtadan kesilince, o yumurtlamaya başladı. Kış gününde beni yumurtasız bırakmadı. Öyle mübarek hayvanlardır bunlar…”10 der, tavuğa bile böyle bakar.

90