Bu itibarla, Japonlar’ın taarruza geçmeleri, askerce düşünülecek olursa hatalıdır. Zira taarruz eden taraf, her yönüyle taarruz edeceği taraftan en az beş, altı (hatta on) kat üstün olmalıdır. Hâlbuki Japonlar için, o gün olmadığı gibi bugün de böyle bir üstünlük söz konusu değildir. Nitekim o gün Japon Genelkurmayı, böyle bir taarruzun hata olacağını söylüyor ve savaşa istekli görünmüyordu. Hatta Japon Genelkurmayı, Amerika’yı inindeki aslana benzetmiş ve “Uyuyan aslanı uyandırdınız ve üzerinize saldırttınız!” demişti. Bir asker gözüyle hâdiselerin değerlendirilip söylenmesi elbette mühimdi. Ama o günün Japon devlet adamları, bunu ancak belli bir tecrübeden sonra anlayabilmişlerdi.
2. Amerika ile Japonya, şu anda müşterek bazı çalışmalar içindeler. Feza çalışmalarında Japonya, Amerika’nın yanında yer almakta ve Amerika, Japonlar’ın imkânlarından, teknik elemanlarından ve teknolojiye değişik buudlar kazandırma becerilerinden âzamî ölçüde istifade etme peşinde. Bu tür müşterek çalışmaların sürdüğü müddetçe, çok ciddî bir sebep olmazsa, Amerika-Japonya lüzumsuz bir gerginliğe girmek istemez. Evet, menfaat beraberliği, devletlerarası platformda çok önemli bir sulh faktörüdür. Bu itibarla da, ne Amerika ne de Japonya bunu göz ardı etmeyecektir.
3. Japonlar, bazı sahalarda teknik bakımdan çok ilerlemiş olsalar da, harp sanayiinde Amerika’dan geridirler. Ayrıca, Amerikan askerlerinin deneyimi de Japon askerlerinde yoktur. Hâlbuki harp, bizzat harp yaparak öğrenilir. Tatbikatla harp öğrenilmez. Osmanlı, harp yapmayı bizzat harp yapa yapa öğrenmişti. Önce mini mini tekfurlarla yaka paça olmuş, sonra da yavaş yavaş işi büyüterek Bizans’ın karşısına dikilmişti; daha sonra da Avrupa içlerine kadar yürüyüp gitmişti. Evet, Osmanlı’nın bu başarısında askerliği bizzat cephede öğrenmenin büyük tesiri vardı.