Gerçi zaman ayarlaması bakımından Japonlar’ın bu çıkışları gayet yerinde ve akıllıcaydı. Zira belli bir noktaya sıçramak isteyen devletler için, o anda ortam gayet müsaitti. Dünya 1939’da patlak veren İkinci Dünya Harbi’yle kaynıyordu. Güçlü devletlerin, hemen hepsinin başı dertteydi. Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya kendi başlarındaki gaileden başkasını görecek durumda değillerdi. Dünya kana bulanmış ve her devlet bu dertten en az zararla çıkmanın çaresini arıyordu. Japonya ise, kısmen güçlüydü.. ve ortamı da müsait bulunca böyle bir tarihî hâdiseye girmiştir.
Bu nokta, olup olmama çizgisidir. Japonlar başarılı olsalardı, bugünkü konumları da bütünüyle değişik olacaktı. Ama 1945’de Amerikan uçakları, Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atınca Japonlar kayıtsız şartsız teslim oldular. Zaten üç dört senelik kavga, onları belli bir güç kaybına uğratmıştı. Son darbe ile iki şehrin birden yerle bir olması ve yüz bine yakın insanın bir anda ölmesi bu teslimiyeti çabuklaştırmıştı. Japonlar, galibiyet düşüncesi üzerinde oturttukları plan adına zamanlama açısından isabetli vakit seçmişlerdi ama, evdeki pazarlık çarşıya uymamıştı. Galibiyet beklenilen yerden kayıtsız şartsız teslim olmak gibi ağır bir mağlubiyet gelmişti.
Japonya’nın, o güne kadar Amerika ile böyle sıcak teması olmadığı için, o günlerde henüz bugünkü şekliyle güçlü olmayan Amerika’yı mağlup edeceğini düşünmüştü. Tabiî maksadının aksi zuhur etti. Şimdi asrın yarısındaki böyle bir tecrübe, elbette bundan sonraki dönemde Japonlar’ı daha dikkatli ve tedbirli davranmaya sevk edecektir.