Din ve hikmetten sonra kuvvet gelir. Hikmetin kanunları, dinin ve devletin düsturları kuvvetle techiz edilmezse, her şey kağıt üzerinde kalır ve insanlar üzerinde beklenen tesiri icra edemez. Ayrıca, hikmetin hayata tatbiki de kolay kolay mümkün olamaz. Kuvvet olmazsa, kütüphanelerdeki yığın yığın kitap/kitaplar ve zihinlerdeki, ruhlardaki dantela dantela hikmet hayata nasıl geçirilir? Nitekim tarihte ve günümüz dünyasında geçirilemediğini görüyoruz. Zira ilme, hakikate sırtını dönmüş, her şeyi pazu gücüyle halledebileceğini düşünen kaba kuvvetin temsilcileri buna müsaade etmemişlerdir, etmezler de. Bu sebeple, eğer bir millet hikmet kadar kuvvete de önem vermezse, o milletin kendi millî, dinî değerleri adına yapacağı birçok şey de havada kalacak demektir.
Ayrıca, din, hikmet ve kuvvet üçü bir arada ve ittifak içinde olmalı. Aksi hâlde, dinsiz ve hikmetsiz kuvvet sırf bir zulüm ve baskı aracı; dinsiz hikmet fırıldak çarkı, kuvvetsiz din de sırf bir “vicdan işi” hâline gelir; dolayısıyla da yaratılma ve insanlara ulaştırılma maksadı da tam olarak yerine getirilmemiş olur.