Âyette de görüldüğü gibi, bu dünyada insan ledünniyatını tartabilecek bir mizan yoktur. İçe doğru her derinleşmede inkişaf eden bir duygunun semeresini tartamıyoruz. İnsanın sır, hafî gibi duygularını, insana dünya ve mâfihayı elinin tersiyle ittiren ve onu Cenâb-ı Bârî’den başka kimseye ve hiçbir şeye razı olmaz hâle getiren, bunca ulvî duyguları ölçebilecek bir terazi bilmiyoruz. Hatta birçok defalar bu duygularla meşbû bulunan insanlar dahi bunların mahiyetini bilememektedirler. Öyle ise bütün bu ulvî duyguları dahi tartacak bir mizanın kurulacağı ahiret denen gün olacaktır. Ve bu duygular orada kılı kırk yarar şekilde tartılacaktır. Zira insanın dış uzviyatı için bir ölçü vaz’edilmiştir. Hâlbuki onun dışından daha parlak ve çok daha ulvî olan ledünniyatı için herhangi bir mizan, ölçü konulmamıştır. Bu ölçü, içinde yaşadığı dünyada görülmediğine göre ahirette vaz’edilecektir.
“Andolsun insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz, (çünkü) Biz ona şah damarından daha yakınız.”5
İnsanı Biz yarattık, içinde ne denli vesveselerin oynaşıp kaynaştığını biliyoruz. Ve meseleyi mefhum-u muhalifiyle ele alalım: “İnsanı Biz yarattık ve içinde ne denli ulvî duyguların oynaşıp kaynaştığını da biliyoruz.”
İçinden kötü şeyler geçip sığlaşan, yozlaşan ve bodurlaşan, semere vermez hâle gelip kalbsiz yaşayan bir insanı Allah orada kupkuru bir odun gibi haşredecek. Yine, eski elbiselerin içinde, zâhiren çok sönük gözüken, fakat katresinde ummanların mevcelendiği çok büyük insanlar vardır ki, onların içine de Allah (celle celâluhu) muttali ve nigehbandır. Onu da hesaba çekecek ve derinliğine göre mizan vaz’edecek ve ona göre mükâfat verecektir.
Dipnotlar
- 5 Kaf sûresi, 50/16.