İçeriğe geç

Fakat büyük bir fetanet, kiyaset ve dirayeti tartıp değerlendirebileceğimiz bir mizan ve ölçü yoktur. Meselâ, bir Shakespeare ve Hugo gibi müthiş dimağlar, burada kafalarının semeresini görememişlerdir. Bu, meselenin sathî tarafı. Bir de meseleyi ciddî planda ele alıp bir Nebi’nin fetanetini düşünelim. Meselâ, Efendimiz’in aklının, nâmütenâhî kalb ve hislerinin semerelerini tefekkür edelim. Ayrıca bütün nebilerin bu kalbî duygularını bir araya getirelim, bunlar için bir mizan ve terazi vaz’edilmediğini nazara alalım. Bu düşünce ve tefekkür bizi şu neticeye götürecektir. Bu duyguların tartılacağı bir mizan ve terazi vaz’edilecektir. Bu, bu dünyada olmuyorsa muhakkak başka bir âlemde olacaktır.

وَنَضَعُ الْمَوَاز۪ينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيٰمَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًاۘ وَإِنْ كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ أَتَيْنَا بِهَاۘ وَكَفٰى بِنَا حَاسِب۪ينَ

“Kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Hiç kimseye bir haksızlık edilmez. (İnsanın yaptığı iş), bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa onu getiririz. Hesap gören olarak Biz yeteriz.”4

36