İçeriğe geç

“Gerçek dua, ancak O’na yapılır (ancak O’na tapılmaya davet edilir). O’ndan başka dua ettikleri ise, onların hiçbir isteklerini karşılayamaz. (Onların durumu) tıpkı ağzına gelsin diye suya avuçlarını uzatan kimse gibidir. Oysa (uzanıp suyu avuçlamadıkça) su, on(un ağzın)a gelmez. İşte kâfirlerin duası, böyle boşa gitmektedir.”1

Mealde de açıkça görüldüğü gibi, dualara icabet edebilecek olan, yalnız Hz. Allah’tır (celle celâluhu). O’ndan başkaları duaları da, dualardaki hedefi de bilemez. Hiçbir varlık, insanın içinde gizli bulunan niyetlerine vâkıf olamadığı ve insan fıtratına uygun maslahatları kavrayamadığı için yapılan dualara icabet edemez. Onun duada isteneni gerçekleştirmeye de gücü yetmez. Binaenaleyh Allah’tan başkasına el açıp dua eden kimse, beyhude yorulmuş sayılır.

İster ibadet hâlinde, isterse ihtiyaç hâlinde kapısına gelip el açan ve kendisine yalvaranlara istedikleri şeyleri verebilecek olan, ancak ve ancak bütün mülk ve melekûtun sahibi Cenâb-ı Hak’tır. Çünkü her şeyin zimamı O’nun elinde olduğu gibi, her şeyin anahtarı da yine O’nun nezdindedir. Kalblerin ve gönüllerin biricik Sultanı, kâinatın yegâne sahibi O’dur. Bütün hazineler ve bütün varlıklar O’nun emrine musahhardır. Dolayısıyla kul ne isteyecekse Sultanından istemeli ve yalnız O’na teveccüh etmelidir.

256