İçeriğe geç

Erkek arıların, tufeylî olarak yaşamalarına müsaade edilmediği gibi, yabancı bir arının da kovana girip yerleşmesine müsaade edilmemektedir. Bu fevkalâde idarî ciddiyetin yanında bir de aynı oranda temizlik görürüz. Öyle ki, çiçeklerin özünü ve hüzmesini alan arı, peteğe döndüğünde şayet temizlik kurallarına uygun olmayan bir kılıkla dönmüşse, meselâ vücudunun bir yerinde çamur varsa, o hâliyle peteğe kabul edilmez. Veya bir arı yapısı itibarıyla kanun ve kurallara başkaldırıp anarşistlik yapıyorsa, o da derhal petekten uzaklaştırılır.

Acaba minnacık bir kafa taşıyan arıya bunları öğreten kimdir? Öğreten kimdir ki, elli milyon sene evvel yaşamış arıların yaptığı balla, bugünkü arıların yaptığı bal, terkip ve hendesî ölçü bakımından hiçbir farklılık göstermemektedir. Arı tekâmül etmemiş. Yaratıldığı andan itibaren yaptığı işin âlimi olarak yaratılmış, öyle de devam etmektedir. Peteğinin deliklerini altıgen olarak hazırlaması, üçgen veya dörtgen olarak hazırlamaması hikmetinden alın da, bal yapış keyfiyetine kadar, evet, önümüze nefis bir yiyecek ve aynı zamanda şifa kaynağı olarak gelen balın her safhasında biz, bir vahiy ve ilham esintilerini duyar gibi olmaktayız. Biz duyar gibi olmaktayız ama, ihtimal arı, bu ilham esintilerini kat’iyen duymakta ve yaptıklarını, gayr-i şuurî sevklerle yapmaktadır. Evet, arının bu icraatını sevk-i ilâhîye vermeden izah etmeniz mümkün değildir.

Hâsılı, arıya bal yapma sanatını Allah öğretti. Ana arıya, erkek arılara ve diğerlerine ayrı ayrı vazife görmeyi yine Allah talim etti. Allah’tır ki, ana arıyı orada hâkim, diğerlerini de ona itaatkâr kıldı…

b. Karınca da Cenâb-ı Hakk’ın ilhamına mazhardır:

حَتّٰى إِذَۤا أَتَوْا عَلٰى وَادِ النَّمْلِۙ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَۤا أَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْۚ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمٰنُ وَجُنُودُهُ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
104