İçeriğe geç

İşte bu âyette de anlatıldığı gibi, hidayette iki mertebe görüyoruz. Birinci mertebede sadece vesile ve vasıtalık var ki, Kur’ân-ı Kerim bu vesile ve vasıtalığı da bazen hidayete erdirme olarak vasıflandırmaktadır. Esasen bu tür hidayete erdirme vesilelikten öteye de geçmez. Hidayetin ikinci mertebesine gelince bu, Cenâb-ı Hakk’ın insan gönlünde hidayeti yaratmasıdır. Bu yaratmayı Cenâb-ı Hak, vesilelerle yaptığı gibi bazen de doğrudan doğruya yapmaktadır. O’nun bu şekilde hidayete erdirmesi ise, sırf bir lütuftur. Büyüklerimiz buna “Cebr-i Lütfî” demişlerdir. Rabbimiz’den niyazımız, bizleri de böyle cebrî bir lütuf ile hidayete erdirmesidir.

Neticede bir kere daha ifade edelim ki, hem hidayet hem de dalâlet doğrudan doğruya Cenâb-ı Hakk’ın yaratmasıyla vücuda gelir. Bu mânâyı ifade eden şu hadis-i şerif de bu hakikati tam tenvir eder:

بُعِثْتُ مُبَلِّغًا أَنَا وَدَاعِيًا وَلَيْسَ إِلَيَّ مِنَ الْهُدٰى شَيْءٌ وَخُلِقَ إِبْل۪يسُ مُزَيِّنًا وَمُبْغِيًا وَلَيْسَ إِلَيهِ مِنَ الضَّلَالَةِ شَيْءٌ

“Ben tebliğ ve davet edici olarak gönderildim. Hidayet meselesinde benim hiçbir müdahalem ve salâhiyetim söz konusu değildir. Şeytan da bâtılı süslü göstermek ve sizi azdırmak için gönderilmiştir. Onun da dalâlet hakkında bir söz ve salâhiyeti yoktur.”18

113