İçeriğe geç

Bazen de Allah (celle celâluhu), insanların liyakatini nazara alarak, hidayet ve dalâleti doğrudan doğruya yaratır.

Allah (celle celâluhu), Nebi’sini gönderir. O Nebi, Hz. Ebû Bekir’e dini tebliğ eder. O da hiç duraklamadan tebliğ edilen mesajı kabul eder ve hakikat karşısında birden eriyiverir. Gönlü hidayetle apaydın olur, derken gider “Sıddîkıyet”in zirvesine yükselir.

Yine Allah (celle celâluhu), Nebi’sini gönderir. Bu sefer de karşısına Ebû Cehil gibi biri çıkar. Cenâb-ı Hak, ezelî ilmiyle onun hidayete liyakatinin olmayacağını bildiğinden onun hakkında dalâleti yaratır. O da hakkındaki bu hükmü fiilleriyle tasdik eder. Her geçen gün küfür ve küfranını artırır. Baş aşağı gider. Sonunda hayatını, Bedir’de Allah Resûlü’ne karşı kılıç kullanırken noktalayarak bir çukura, hem de ebedî olarak yuvarlanır.13

c. Zaten Kur’ân-ı Kerim her iki hidayet şeklini şu âyette bir arada toplamış ve her iki hidayet şekline de dikkati çekmiştir:

وَاللّٰهُ يَدْعُوۤ إِلٰى دَارِ السَّلَامِۘ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَۤاءُ إِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ

“Allah Dârüsselâm’a çağırır. Dilediğini de doğru yola eriştirir.”14

Cenâb-ı Hak, çeşitli vesileleri kullanarak insanları hidayete, sırat-ı müstakîme davet eder. Ancak, hidayete gelince, onu bizzat Kendi meşîetine bağlar. Dilediğini hidayete erdirir, dilediğini de dalâlette bırakır.

Meselenin bir küçük yönü insana aittir. O, Allah’ın davetine icabet eder ve hidayet vesilelerinden istifadeye çalışırsa, Allah da meşîetiyle tecellî eder ve onu hidayete erdirir.

111