Evet insan, tabiatı icabı belli bir süre sonra yaşadığı ortama uyum sağlar. Mesela yüksek seslerin olduğu bir ortamda bulunan bir insanın kulakları belli bir süre sonra kendini o sese göre ayarlar. Bu defa o kulak, duyması gerekli olan frekanstaki sesleri duyamaz olur. Bunun gibi, biz de dünyaya gözümüzü açtığımız andan itibaren hep hâllerinden memnun olan ve günlerini gün etme peşinde koşturan insanlar gördük. Dolayısıyla da içler acısı perişan hâlimizin bir türlü farkına varamadık.
Hâlbuki ızdırap çok önemli bir ilham kaynağıdır. O, insana içinde bulunduğu sıkıntılı hâlden kurtulma adına çok farklı yol ve yöntemler ilham eder. Mesela kuyuya düşen bir insan, kuyunun dibinde bulunduğunun farkındaysa ve bunun ızdırabını duyuyorsa, kuyudan çıkma adına elli türlü yol arar ve Allah’ın izni ve inayetiyle bir çaresini bulup oradan çıkar. Elinde kazma ve kürek olmasa bile, ellerini âdeta pençe gibi kullanıp oradan çıkmaya çalışır. Didinir durur, tırnaklarıyla ayaklarını koyabileceği iki oyuk açar. Daha sonra ayaklarını o oyuklara koyup daha yukarıda iki tane daha oyuk açar ve böylece bir takvime bağlamak suretiyle belli bir müddet sonra oradan çıkmayı başarır. Fakat kuyunun dibinde yaşadığının farkında olmayan ve hâlinden memnun olan birisinin hiçbir zaman böyle bir ceht ve gayreti olmaz.
Merhameti Celbeden Mağduriyet Hâli