İçeriğe geç

Dünden bugüne Nakşî, Kadirî, Şâzilî, Rifaî, Bedevî… gibi hak ve hakikate ulaştıran değişik tariklerden herhangi birine intisap etmek suretiyle yetişen pek çok büyük zat vardır. Özellikle istidat ve kabiliyet sahibi bazı kimseler bir mürşid-i kâmili bulunca birdenbire şûlefeşân olmuş ve etraflarını aydınlatmaya başlamışlardır. Mesela her ikisi de seyyid olan Alvar İmamı ile babası Hüseyin Kındığî Efendi, Pîr-i Küfrevî Hazretleri’ne intisap etmek üzere Bitlis’teki dergâhına vardıklarında, Hazret, muhtemelen onlardaki istidadı keşfettiğinden dolayı, kendilerine hususi teveccühte bulunmuş, çok ihtimam göstermiş ve her ikisine birden hilafet vermiştir. Bu durum karşısında, o güne kadar Küfrevî Hazretleri’ne hizmet eden müritler, gece yarısı baba ve oğluna tazyik edici bir üslûpla konuşmaya başlayınca birdenbire kapı ardına kadar açılmış ve içeriye giren Küfrevî Hazretleri onlara şöyle hitap etmiştir: “Mollalar! Mollalar! Hüseyin ve Muhammed Lütfi Efendi’nin bana ihtiyaçları yoktu. Onları kemalâtı buraya getirdi.” Evet, bazı kişilerde meknî öyle bir kabiliyet ve istidat vardır ki, وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ عَلٰى نُورٍ146 âyetinin işaretiyle onlar, ateş dokunmasa da tutuşabilecek ve şûlefeşân olacak bir mahiyete sahiptirler ve bir hamlede, bir nefhada belli makamlara sıçrayabilirler.

171