İçeriğe geç

İsterseniz bu noktada durup Hazreti Pîr’in şu sözlerine kulak verebilirsiniz: “Seksen küsur senelik hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum; ömrüm hep, harp meydanlarında, esaret zindanlarında ve çeşitli çilehanelerde geçti. Çekmediğim eza, görmediğim cefa kalmadı. Divan-ı harplerde bir câni gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilattan (insanlarla görüşmekten) men edildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere maruz kaldım. Zaman oldu ki, hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni men etmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti.”227 O Hazret’in maruz kaldığı imtihanlar bu denli ağır olunca, Allah (celle celâluhu) da onu, insanî kemalâtın zirvesine çıkarmıştır. Bilemiyoruz belki de çektiği sıkıntılar ve onlara sabretmesi sebebiyle, Cenâb-ı Hak izni, inayeti, keremi ve lütfuyla onu arkada kalanlar için yol gösterici bir rehber kılmıştır.

Yolda Kalanlar da Var!

Hayatı, bir baştan bir başa imtihanlar zinciri olan insan bu dünyada sadece belâ ve musibetlerle imtihan olmaz. Aynı zamanda o, maddî mânevî başarı ve ihsanlarla da imtihana tâbi tutulur. Evet, insan, hayatında öyle yerlere uğrayacak ve öyle menzillerden geçecektir ki, bazı yerler onun başını döndürecek, bazı makam ve payeler –Allah korusun– onun ayağını kaydıracak, geçip gittiği yerlerdeki bazı virüs ve mikroplar onun mânevî hayatına musallat olacaktır. Kısaca insan, uğrayıp geçtiği yerlerde bazen rahatla, bazen şan u şöhretle, bazen makam ve mansıpla, bazen de alkış ve âlâyişle imtihana maruz kalacaktır.

275