İçeriğe geç

Ancak günümüzde enaniyet çok ileri gittiği, insanlar bencilliğin tesiriyle oturup kalktığı ve dolayısıyla günümüzde bu ölçüde bir “terk mülâhazası” mümkün olmayacağı düşüncesinden hareketle olsa gerek, Hz. Pîr, farklı bir yaklaşımla, Dördüncü Mektup’ta;

“Der tarîk-i acz-mendî, lâzım âmed çâr çiz:
Fakr-ı mutlak, acz-i mutlak, şükr-i mutlak, şevk-i mutlak, ey aziz!”151

der ve günümüzde bu dört esasa sımsıkı sarılmak gerektiğini ifade eder. Yani, insan öncelikle kendinin mutlak âciz olduğunu idrak ve kabul edip “Allah dilemediği sürece ben hiçbir şey yapamam.” anlayışı içinde olmalı. Aynı şekilde kendini öyle fakir bilmeli ki, elindeki sermayenin hepsinin O’nun bahşettiği imkânlar olduğunun farkında bulunmalı. Âcizlik ve fakirliğine rağmen Cenâb-ı Hakk’ın bahşettiği lütuf ve imkânlar karşısında da şükürle gerilip şevkle coşmalı, oturup kalkıp sürekli Allah’a şükretmeli ve doyma bilmez bir aşk u heyecan, bir şevk u iştiyakla O’nu gönüllere duyurma adına koşturup durmalıdır. Hz. Pîr, Yirmi Altıncı Söz’ün Zeyl’inde de, yolunun dört esasını “acz, fakr, şefkat ve tefekkür” olarak ifade eder152 ki, bu da ortaya konan sistemin farklı altı derinliğinin bulunduğuna işaret eder.

Kanaatimce, Hz. Pîr’in çağımızın insanının aklını ikna, kalbini tatmin eden bu mülâhazaları, üzerinde durulup değerlendirilmesi gereken çok önemli tespitlerdir. Zaten onun eserlerinden istifade eden nice insan, günümüzde, dinsizlik ve imansızlık fırtınaları karşısında kalblere ulûhiyet hakikatini duyurduğu, nâm-ı celîl-i nebevîyi bir kere daha gönül burçlarında dalgalandırdığı ve Allah’ın izni ve inayetiyle haşr ü neşri âdeta gözle görüyor gibi idraklere sunduğundan dolayı kendisine minnettarlık duymaktadır.

179