İçeriğe geç

Peki, kendisine karşı bu derece saygı duyulan zat kimdir? Hadis kriterlerine takılsa da, bütün velilerin altına mühür bastıkları bir sözde Allah (celle celâluhu), Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) için; “Sen olmasaydın bu eflâkı yaratmazdım.”27 buyuruyor. Çünkü gerek kâinat kitabının şerh edilmesinde, gerekse teşriî emirler mecmuası olan Kur’ân-ı Kerim’in anlaşılmasında O, bizim için eşsiz bir rehberdir. İşte böyle bir Rehber-i Ekmel’e karşı saygılı davranmak sahabenin vazifesi; öyle bir saygı O’nun hakkıydı. Evet, O (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ), bir yere ayak bastığı zaman, değil orada oturan insanlar, arzın altındaki çürümüş kemikler bile ayağa kalkmalıydı. Fakat kendisi için toparlanılıp ayağa kalkılınca, “Acemlerin, büyüklerine ayağa kalktığı gibi ayağa kalkmayın.”28 diyordu. Aynı şekilde O, kendi işini kendisi görüyordu. Belki gerektiğinde yemeğini kendisi yapıyor, kapları kendisi yıkıyor, yatağını da kendisi yapıyordu. Aslında azıcık kapıyı aralasa, gerek hanenin içindekiler, gerekse dışarıdaki insanlar hemen koşar ve o işi asla O’na bırakmazlardı. Fakat Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi efdalu’t-tahiyyât ve ekmelü’t-teslîmât) buna müsaade etmiyor ve kendi tabiî işlerini kendisi görüyordu. Çünkü büyükte büyüklüğün alâmeti tevazu, mahviyet ve hacalettir. Büyük görünmeye gelince o, küçük insanların bir kompleksidir. Başkalarının teveccühünü, payesine paye ekleyerek onlara karşı bir tahakküm vesilesi yapmak büyüklere yakışmayan bir tavırdır. Allah Resûlü (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) ise kendisine yakışmayan hiçbir şeyi hiçbir zaman iktisap etmemiştir. Evet, yaptığı her şey O’na öyle yakışmıştır ki, mele-i âlânın sakinleri bile bu yapılanlara imrenmiş ve hayranlık duymuşlardır. Hâsılı, bütün derinlik ve enginlikleriyle fütüvvetin de zirve temsili, O’nun yaşayışında bize en güzel örnek olarak sunulmuştur

34